ercandede.com
  • Canlı Dersler
  • Din İnanç
  • Aile Toplum
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknik
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam
eba
eba
eba
tmm
TürkçeالعربيةEnglish

ercandede.com

  • Aile Toplum
    • Aile ve Toplum Gündemi
  • Din İnanç
    • Dinin Tatbiki
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam

ercandede.com    

academic
  • Ana Sayfa
  • Aile Toplum
    • Aile ve Toplum Gündemi
  • Din İnanç
    • Din ve İnancın Tatbiki
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam


Logo




  • Ana Sayfa
  • Aile Toplum
    • Aile ve Toplum Gündemi
  • Din İnanç
    • Din ve İnancın Tatbiki
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam

ercandede.com 

  • Haber Gündem
  • Aile Toplum
  • Din İnanç
  • Kültür Yaşam
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki


Logo

  • Ana Sayfa
  • Aile Toplum
    • Aile ve Toplum Gündemi
  • Din İnanç
    • Din ve İnanç Gündemi
    • Din ve İnancın Tatbiki
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam
  • Alış Veriş
  • Din ve İnanç Gündemi


Logo

  • Ana Sayfa
  • Aile Toplum
  • Din İnanç
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam
Kültür Medeniyet

Kültür Medeniyet Gündemi

Kültür Tarih İnsan Şehir Yapı Eşya Mekan Sanat Töre Yaşam

Kültür Medeniyet Literatürü 

Kültür Yaşam İnsan Mekan Şehir Yapı Eşya  

Vakıf Medeniyeti

.......................

İslam Öncesinde ve İslami Dönemde Vakıf 

Medeniyet Silsilesi

Hz Peygamber'den Günümüze Sadat-ı Kiram

Medeniyet Yolcuları

Tarihten Günümüze Allah Dostları

İstikamet İzcileri

Allah Dostlarının İzinde Ahiret Yolculuğu

...............................

.......................

............. ..............................

.................................

..............................................
‹ Back

Kadınların Hayır Faaliyetleri

 

Hayır ve sadaka sadece mal ve para ile olmaz, insanı cömert edecek bir değil binlerce yol vardır. Müslüman bir kadın da bu şerefli ahlâktan nasibini almalı ve cömertlerin safına katılmalıdır. Miras, mehir, hediye ve ticaret yoluyla geliri olan ve elindeki miktar zenginlik nisabına ulaşan müslüman bir kadın, bu maldan zekât ve sadaka-ı fitir vermek, kurban kesmek ve gücü yetiyorsa hacca gitmekle mükelleftir. Bunları yaptıktan sonra sıra fazilet olan infak şekillerine gelir ki müslüman kadın, bu konuda serbesttir. Şahsî malını istediği hayır yollarında harcayabilir. Bu konuda kocasının izni de şart değildir. Ancak kocası fakirse ona bağışlaması, malını çocuklarına harcaması, en yakın akraba veya kapı komşularından vermeye başlaması daha faziletlidir. Şahsî malı olmayan ve ancak kocasının getirdiğini harcama durumunda olan müslüman bir kadın, kocasının malından ve evin iç işlerinden sorumludur. Evin dışındaki harcamalarında ise kadın, genel veya özel izin almalıdır: Genel izin, her müslümanın yapması tavsiye ve teşvik edilen hayır türlerini içerir. Meselâ biraz ekmek ve su isteyeni boş çevirmemek, ödünç bir şey isteyen komşulara yardımcı olmak, eve gelen misafire ikramda bulunmak, fakir ve muhtaç komşulara bir parça yiyecek göndermek gibi şeyler, genel iznin içine girer. İslâmî örfe göre bunlara genel olarak izin verilmiştir. Bunlar eli dar da olsa her müslümanın yapabileceği hayır çeşitleridir. Bu hususlarda cimrilik etmemelidir. Özel izin ise bunların dışındaki hayırlarda gerekir. Kocanın izni olmadan o tür hayırları yapmamalıdır. Ancak koca, elinden ne geliyorsa yap, diye bir izin vermişse o zaman serbesttir.

 

 

Kadın veya hizmetçi tarafından evin reisinin malından yapılan her türlü hayrın bir sevabı onu yapana, bir sevabı da bu malı kazanan kocaya yazılır. Bu konuda Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Bir kadın, kocasının malından ve yiyeceğinden haddi aşmadan hayır yolunda infak ederse kendisine bir sevap yazılır. O malı kazanan kocaya da bir sevap yazılır. Hizmetçinin hayır yolundaki harcamaları da böyledir. Birinin sevabı diğerinin sevabına noksanlık getirmez."(Buhârî, Büyü', 12; Müslim, Zekât, 80-81) Hz. Ebû Bekir'in (r.a) kızı Esma (r.ah) arılatıyor: "Hz. Peygamber'e (s.a.v) geldim ve, 'Yâ Resûlallah! Benim herhangi bir malım yok, ancak kocam Zübeyr'in eve getirdikleri var. Benim onlardan hayır yapmamda bir sakınca var mıdır?' diye sordum. Efendimiz (s.a.v), 'Gücünün yettiği kadar (kendi malından ve rızasıyla kocanın malından)(Nevevî, Müslim Şerhi, 7/120) hayır yap. Elini sıkı tutma ki Allah da sana karşı rahmetini kısmasın' (Buhârî, Zekât, 22; Müslim, Zekât, 89) buyurdu." Resûlullah (s.a.v) buyurmuştur ki:"Ey müslüman kadınlar! Bir komşu, diğer komşusu için yapabileceği hiçbir hayrı küçük görmesin; bir koyun bacağıyla da olsa ikramda bulunsun."(Buhârî, Edeb, 30; Müslim, Zekât, 90)

 

Hz. Âişe validemiz (r.ah) Hz. Resûlullah'a (s.a.v), iyilik ve ikrama hangi komşudan başlayacağını sorunca, Efendimiz (s.a.v) şu cevabı verdi: "Kapısı sana en yakın olan komşudan başla."(Buhârî, Edeb, 32)Efendimizin (s.a.v) sadaka ile ilgili şu müjdelerini bir kere daha hatırlayalım: "Sadaka, dünyada belâlara, âhirette ise cehennem azabına karşı bir siperdir." "Sadaka, Allah Teâlâ'nın gazabını söndürür, kötü ölüme engel olur." Kıyamette herkes, hesap görülene kadar, sadakasının gölgesi altında olacaktır." Hadis-i şerif cehennem ehlinin ekseriyetinin durmadan lanet okuyan, devamlı şikâyette bulunan ve kocalarının iyiliğini inkâr eden kadınlar olduğunu bildiriyor.(Buhârî, Hayız, 6; Müslim, İmân, 132; Nesâî, Zekât, 82; ibn Mâce, Fiten, 19)

 

 

Allah Resulü kadınlar için azaptan kurtuluş yolunu şöyle tarif etmiştir: "Ey kadınlar! Takılarınızdan da olsa çokça sadaka verin ve fazlaca istiğfar edin."(248 Buhârî, Zekât, 48; Müslim, Zekât, 45-46, imân, 132; Tir-mizî, Zekât, 12)Efendimizin (s.a.v) yanına bir kadın geldi. Yanında da kızı bulunuyordu. Kızın elinde ise kalınca iki bilezik vardı. Efendimiz (s.a.v), "Onların zekâtını veriyor musun?" diye sordu, kadın, "Hayır" dedi. Resûlullah (s.a.v), "Allah'ın kıyamet günü senin eline ateşten iki bilezik takması hoşuna gider mi?"diye sordu, Kadın, "Hayır, sevmem" dedi ve hemen bileğinden bilezikleri çıkarıp Resûlullah'ın (s.a.v) önüne bıraktı ve, "Bunlar Allah ve Resulü yolunda sadakadır" dedi. (Ebû Davud, Zekât, 4; İmam Tirmizî'nin rivayeti ise şöyledir: Resûlullah (s.a.v) aynı soruyu iki kadına sordu, onlar da aynı cevabı verince, Efendimiz (s.a.v), "Öyleyse onların zekâtını verin" buyurdu. Tirmizî, Zekât, 12))Farz olan zekâtı vermek cömertlik değildir, ancak cimrilikten kurtulmaktır. Efendimizin (s.a.v) belirttiği gibi, "Müminin elindeki malda, zekâtın dışında, yerine getirmesi gereken başka haklar da vardır." (Tirmizî, Zekât, 27; İbn Mâce, Zekât, 3)

 

Müslüman bir koca hanımını, çocuklarını ve elinin altında bulunan kimseleri cimrilik ahlâkından kurtarmalı, onları başkalarına iyilik yapmaya teşviketmelidir. Bir dilim ekmek, bir çeşit meyve, bir bardak su, bir parça tatlı ile de olsa arkadaş veya komşulara ikram etmeye alıştırmalıdır. Müslüman annenin cömertliği ve iyilik severliği evdeki çocuklar için güzel bir örnek olacaktır. Baba daha çok dışarıda bulunduğu için, komşularla iyi geçinme, onlara iyilik etme konusunda çocuklara ders verecek annedir.Müslüman bir kadının farz ibadetlerden sonra en büyük vazifesi, kocası ile iyi geçinmesi, diline sahip olması, kimseyi çekiştirmemesi, komşularına eziyetetmemesi ve hiç kimseyi alaya al-mamasıdır.

 

 

Bir defasında Efendimiz'e (s.a.v) bir kadından bahsedildi. Bu kadınıngeceleri namaz kıldığı, gündüzleri oruç tuttuğu, fakat diliyle komşularınıüzdüğü haber verildi. Peygamber "Onda hayır yoktur. (Tövbe etmeden ölürse) ateştedir"buyurdu. Başka bir kadından daha bahsettiler. Onun sadece beş vakit namazı kıldığını, ancak ramazan orucunu tuttuğunu, takılarından da bir miktar sadaka verdiğini, bundan başka bir ibadetinin olmadığını, fakat diliyle (ve eliyle) hiç kimseye eziyet vermediğini söylediler. Efendimiz (s.a.v) bu kadın hakkında,"O, cennettedir" buyurdu. (Hâkim, Müstedrek, 4/166.Zehebî de bu hadisin sahih olduğunu belirtmiştir)

 

Öyle zamanlar olur ki Hak yolunda erkek-kadın herkesin bir fedakârlık yapması lâzım gelir. O zaman elde avuçta ne varsa ortaya koyma zamanıdır. İslâmî hizmetler her devirde, Allah rızâsına âşık ve fedakâr insanların omuzlarında yürümüştür. Nice fedakâr ve cefakâr müslüman kadınlar bileğindeki bilezikleri, kulağındaki küpeleri, parmağındaki yüzükleri Allah yolundaki hizmetlere tasadduk etmiş ve süslenme hakkını cennete saklamıştır. Çeyizini, kendi eliyle ördüğü birkaç danteli, üç-beş çorabı, dokuduğu bir-iki kilimi satıp Allah yolundaki hizmetlere katkıda bulunmaya çalışan kadınların sayısı hiç de az değildir. Hz. Ömer (r.a) devrinde edep ve edipliği ile meşhur şaire kadın Hz. Hansa (r.ah) gibi, Allah yolunda cihad ve hizmet eden İslâm ordusuna birkaç evlâdını birden gönderip, "Eğer cihaddan geri durursanız yahut savaştan ve ölümden kaçarsanız sütümü ve emeklerimi size helâl etmem" diyen ve ciğerparelerini Allah yolunda feda eden nice anneler mevcuttur.

 

Müslüman kadın evindeki çocuklarına vereceği edep ve ilmin bir çeşit sadaka olduğunu bilmelidir. Kızına güzel edep, hayırlı ilim ve faydalı sanat öğreten bir anne, ölümden sonrası için en güzel sadakasını bırakmıştır. Müslüman kadının, evin içindeki fertlere ve özellikle ihtiyar dede ve nineye Allah rızâsı için yapacağı hizmetler, birer sadakadır. Müslüman kadın, yemeğinin suyunu biraz fazla koymalı, bir fakir veya yetime veyahut gelecek bir misafire ondan ikram etmeyi düşünmelidir. Bu niyet bile onun kalbindeki cömertlik ve hayır duygularını canlı tutacaktır. Müslüman kadın, iyilik ve hizmetlerini gösteriş, heyecan ve birilerine şirin gözükme düşüncesiyle yaparsa Allah katında emeği zayi olur. Hizmetlere sadece Allah rızâsı için katılmalı ve gücünün yettiğini üstlenmelidir. Adının duyulmasını değil, o işin hakkıyla görülmesini hedefe almalıdır. Hayırda seçme ve hizmette sınır olmaz. Her hayrın ayrı bir fazileti ve değişik bir lezzeti vardır. Bunun için az da olsa her hayırdan bir hissemizin olmasına çalışmalıyız. Bir yetimi sevmek veya fakiri sevindirmek nasıl büyük bir faziletse darda kalmış birine yardımcı olmak, karnı aç olan bir yolcuyu doyurmak, ilim için bir müessese kurmak,evlenecek bir fakire ön ayak olmak da o derece faziletli ve lezzetlidir. Allah Teâlâ'nın rızâsı taatlerde, gazabı günahlarda, dostları insanların arasında gizlidir. Hangi hayrımızın affımıza vesile olacağını şekilde, hangi günahımızın bizi azaba götüreceğini kestiremeyiz.  Yine, hangi kalbi kırarsak Allah'ın gazabına uğrayacağımızı da farkedemeyiz. En emniyetlisi, hiçbir hayrı küçümsemeli; hiçbir kötülüğü basite almamalı ve haksız yere hiçbir insanı incitmemelidir.

 

Allah rızâsı için yapacağımız birçok hayır çeşidi ile herkesin gönlünü ve hayırduasını alabiliriz. "Sen bir hayır yap at denize, balık bilmezse Hâlık bilir" sözü kime yapılırsa yapılsın, hiçbir hayrın zayi olmayacağını anlatmak için söylenmiştir. Cennetin her kapısı ayrı bir hayır ehline tahsis edilmiştir; onun bütün kapılarından çağrılmak isteyen kimse, o kapılara has iyiliklere talip olmalıdır. Ne mutlu o kimseye ki güzel ahlâkı ve cömertliği ile dünyada gönüllerdeki sevgi cennetine girmiştir ve bunun hediyesi olarak âhirette de ebedî saadet yurdu olan gerçek Cennete davet edilmiştir. Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: "Kim Allah yolunda en kıymetli mallarından infak ederse, cennetin kapılarından davet edilir. Cennetin sekiz kapısı vardır. Namaz ehlinden olan bir kimse, namaz kapısından çağrılır. Cihad ehlinden olan bir kimse, cihad kapısından çağrılır. Sadaka ehlinden olan bir kimse, sadaka kapısından çağrılır. Oruç ehlinden olan kimse, reyyân kapısından çağrılır." Hz. Ebû Bekir (r.a), : "Yâ Resûlallah! Söylediklerinizin hepsini yapan bir kimsenin durumu nedir? Bütün bu kapılardan çağrılacak kimse var mıdır?" diye sordu. Resûlullah (s.a.v), "Evet, vardır. Öyle ümit ediyorum ki onlardan biri de sen olursun"buyurdu. (Buhârî, Savm, 4; Müslim, Zekât, 85)

 

 

Hayrın sonu hayra çıkar. Güzel niyetle yapılan her hayrın ayrı bir kerameti vardır. Nedir o keramet denirse, âlemin efendisi Hz. Resûlullah'ı (s.a.v) dinleyelim:  "İsrailoğulları zamanında"(Ahmed, Müsned, 2/350) bir adam, "Ben bu gece malımdan bir sadaka vereceğim" dedi ve sadakasını alıp evinden çıktı. Sadakayı (bilmeden) bir fahişe kadının eline koydu. Sabah olunca durum farkedildi; insanlar, "Bu gece bir fahişeye sadaka verilmiş" diyerek konuşmaya başladılar. Adam, "Allahım! Bu fahişeye verdiğim sadakadan dolayı sana hamdolsun" dedi. Adam tekrar, "Muhakkak bir sadaka vereceğim" diyerek evinden çıktı. Bu defa sadakayı bir zenginin eline koydu. Sabah olunca durum anlaşıldı, insanlar, "Bu gece bir zengine sadaka verilmiş" diye rek konuşmaya başladılar. Adam, "Allahım! Bu zengine verdiğim sadakadan dolayı sana hamdolsun" dedi. Adam tekrar, "Bu gece de bir sadaka vereceğim" diyerek evinden çıktı. Bu defa sadakayı bir hırsızın eline koydu. Sabah olunca durum anlaşıldı ve insanlar,"Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş" diyerek konuşmaya başladılar. Adam, "Allahım! Şu fahişeye, zengine ve hırsıza verdiğim sadakadan dolayı sana hamdolsun" dedi. Rüyasında(Nesai, Zekat  47. İmam Sindî hâşiyesinde) kendisine bir melek gelerek, "Senin vermiş olduğun sadaka Allah katında kabul edildi. Fahişeye verdiğin sadakanın bereketine, umulur ki o, iffetli bir kadın olur. Şu sadaka verdiğin zengin de, bundan ibret alır da, Allah'ın kendisine verdiği nimetlerden başkalarına infak eder. Kendisine verdiğin sadakanın bereketine şu hırsız da, belki hırsızlıktan elini çeker" dedi. (Buhârî, Savm, 14; Müslim, Zekât, 78; Nesai, Zekat  47; Ahmed, Müsned, 2/350) Efendimiz (s.a.v) bu şahsın örnek halini anlatarak, onun samimi niyet ve itilâsını takdir etmiştir. Demek ki iyi niyetle verilen bir sadaka, zahiren yerini bulmasa da sahibine sevap getirmektedir. Ahlâkı kötü insanlara Allah rızâsı için yapılan iyilik ve ikramlar, onun ıslahına vesile olabilir.

 

Hayır yaparken her zaman şahıs seçmek doğru değildir. Kapımıza gelen kimseninşekline aldanmayalım. Öyle insanlar vardır ki halk kendisine hiçbir kıymet vermezken o, Allah Teâlâ'nın velî kullarından biridir. Onun için atalarımız, "Her geceni Kadir, her geleni Hızır bil!" demişlerdir. Şu hadis-i şerif bu sözü tasdik eder: "Allah kıyamet gününde, 'Ey âdemoğlu! Ben hasta oldum da sen beni niçin ziyaret etmedin?' diye sorar. Âdemoğlu, 'Yâ Rabbi! Sen âlemlerin Rabbi'sin, ben seni nasıl ziyaret edebilirim?' der. Allah Teâlâ,'Falan kulumun hasta olduğunu bildiğin halde niçin onu ziyaret etmedin? Eğer onu ziyaret etseydin, beni onun yanında bulacaktın' der ve yine sorar: 'Ey insanoğlu Senden yiyecek istedim, beni niçin doyurmadın?' Kul, 'Yâ Rabbi! Sen âlemlerin Rabbi olduğun halde ben seni nasıl doyururum?' diye sorar. Allah Teâlâ, 'Hatırlasana, falan kulum senden yiyecek istedi, sen onu doyurmadın. Bilmiyor musun, eğer onu doyursaydın, (yaptığın hayrı) benim katımda bulacaktın (Onun ihtiyacını görüp sevindirmekle beni memnun etmiş olacaktın)' diye cevap verir. Ve tekrar, 'Ey âdemoğlu! Senden su istedim bana su vermedin' der. Kul, 'Yâ Rabbi! Sen âlemlerin Rabbi olduğun halde ben sana nasıl su verebilirim?' diye sorar. Allah Teâlâ, 'Hatırlasana, filan kulum senden su istedi, sen vermedin. Eğer ona su verseydin bunu benim indimde bulurdun' cevabını verir."(Müslim, Birr, 43)

 

Bir gün Hz. Âişe validemize (r.ah) bir dilenci geldi, bir şeyler istedi. Annemizüzerini yokladı, elbisesinin cebinde sadece bir adet kuru üzüm buldu. Onudilenciye uzattı. Dilenci verilenin bir üzüm tanesi olduğunu farkedince,almaktan çekinir gibi davrandı. Kendine göre, annemizin bu kadar küçük bir şeyisadaka vermesini hoş bulmadı. Etrafındakiler de durumu biraz yadırgadılar. Âişevalidemiz (r.ah), elindeki üzüm tanesini uzatıp,"Al onu; eğer kabul edilirse onun içinde, yüce Allah'ın sayıp âhirette amel terazisine koyacağı nice zerreler var" dedi.(Süyuti, ed-Dürru’l- Mensur.8/597;Sühreverdi,Avarif,s.515)Hz. Âişe annemiz (rah) bu sözüyle, Zilzâl süresindeki, "Kim zerre kadar hayır yaparsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yaparsa onu görür" âyetine i şaret etmiştir.Allah rızâsı için yapılan bir işe küçük ve az denmez.

 

Hayır yaparken kullardan utanmak ve hayırdan geri kalmak yanlıştır. İhlâs, amelde kullara değil, yüce Mevlâ'ya bakmaktır. Yüce Mevlâ'nın rızâsı hayırlar içinde gizlidir. Az çok demeden elden gelen hayrı yapmalıdır. O, kulundan razı olursa, kulun ameline göre değil, kendi rahmetine göre ikram eder. O'nun kulundan azıcık razı olması her şeyin üzerindedir. Yüce Rabbimiz cennete ve cemâle giden yolda cümlemizi muvaffak etsin.Son sözümüz, din uğrunda sabredip ceneti kazanan ve meleklerin selamı ile karşılanan mü’minlerin yaptığı şu dua olsun: Rabbimiz!  Bize gözümüzü aydınlatacak (dünya ve ahirette yüzü mü güldürecek) eşler ve zürriyetler ihsan et. Bizi takva sahiplerine rehber ve önder kıl. (Furkan,74) Hamdolsun âlemlerin Rabbi yüce Allaha.

 















© ercandede.com