ercandede.com
  • Canlı Dersler
  • Din İnanç
  • Aile Toplum
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknik
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam
eba
eba
eba
tmm
TürkçeالعربيةEnglish

ercandede.com

  • Aile Toplum
    • Aile ve Toplum Gündemi
  • Din İnanç
    • Dinin Tatbiki
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam

ercandede.com    

academic
  • Ana Sayfa
  • Aile Toplum
    • Aile ve Toplum Gündemi
  • Din İnanç
    • Din ve İnancın Tatbiki
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam


Logo




  • Ana Sayfa
  • Aile Toplum
    • Aile ve Toplum Gündemi
  • Din İnanç
    • Din ve İnancın Tatbiki
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam

ercandede.com 

  • Haber Gündem
  • Aile Toplum
  • Din İnanç
  • Kültür Yaşam
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki


Logo

  • Ana Sayfa
  • Aile Toplum
    • Aile ve Toplum Gündemi
  • Din İnanç
    • Din ve İnanç Gündemi
    • Din ve İnancın Tatbiki
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam
  • Alış Veriş
  • Din ve İnanç Gündemi


Logo

  • Ana Sayfa
  • Aile Toplum
  • Din İnanç
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam
Kültür Medeniyet

Kültür Medeniyet Gündemi

Kültür Tarih İnsan Şehir Yapı Eşya Mekan Sanat Töre Yaşam

Kültür Medeniyet Literatürü 

Kültür Yaşam İnsan Mekan Şehir Yapı Eşya  

Vakıf Medeniyeti

.......................

İslam Öncesinde ve İslami Dönemde Vakıf 

Medeniyet Silsilesi

Hz Peygamber'den Günümüze Sadat-ı Kiram

Medeniyet Yolcuları

Tarihten Günümüze Allah Dostları

İstikamet İzcileri

Allah Dostlarının İzinde Ahiret Yolculuğu

...............................

.......................

............. ..............................

.................................

..............................................
‹ الرجوع

Yuva Edep Mutluluk

Yuva, Allah Teâlâ'nın insanlığa en büyük emanetlerinden biridir. Din ve dünya hayatı yuva ile güzel ve düzenli olur. Yuvasız dinî hayat tam ya şanamaz. Bekâr insan noksandır. Yuva olmadan dünya hayatı da güzel ve düzenli olmaz. Bunun için yuva herkese hayır getiren mübarek, mahrem ve şerefli bir emanettir. İlk yuva cennette kurulmuştur. Hz. Âdem (a.s) ile Hz. Havva validemizin evlilikleri cennette olmuştur. Bu sebeple Allah için yapılan evlilikte, cennetten bir tat vardır. Evlilik, dünyada cennetin bir numunesini yaşamak, kâinata yayılan ilâhî Sevgiyi beraber tatmaktır. Cennete girildiğinde yuvasız ve yalnız hiç kimse kalmayacak, herkes bir aile ortamında olacaktır. Yuva, insanlık cemiyetinin temelidir. Evlilik, bu temeli Allah'ın adıyla atmak ve insanlık şerefine uygun bir bina yapmaktır.

Dünyada insanlık hayatı yuva üzerine kurulmuş ve aile düzenine göre şekillendirilmiştir. Bütün dinlerde aile yuvası temel birimdir; insanlık binasının esasıdır. Aile olmadan, nesep korunmadan din yaşanamaz, hukuk uygulanamaz, hayatın bir mânası olmaz. Bunun için şu beş esas bütün dinlerin ortak hedefi olmuştur: 1. Tevhid inancını ve dini korumak. 2. Canı korumak.3. Aklı korumak.4. Namusu, aileyi ve nesli korumak.5. Malı korumak.Yüce Allah kullarına evlenmeyi ve yuva kurmayı emretmiştir. Çünkü erkek ve kadınbu fıtrat üzere yaratılmıştır. Kulluk, fıtrata uyarak yapılınca güzel ve tamam olur. Yoksa din noksan yaşanır. Din noksan yaşanınca insan da noksan kalır.İnsan noksan olunca, muhafazası gereken beş esası hakkı ile muhafaza edemez. Kâmil olmak için evlenmek, yuva kurmak, yuva hukukunu ayakta tutmak şarttır. Evlenmek, bir insanlık görevidir. Bütün peygamberlerin sünneti ile amel etmektir. Edep üzere kurulan bir yuva, insanın şahsına, ailesine ve bütün insanlığa bir hizmettir.Yüce Allah cemiyette herkesi insanlığın ve aile yuvasının bir işinden sorumlu tutmuştur. Efendimiz (s.a.v), kimin neden sorumlu olduğunu şöyle belirtmiştir: "Hepiniz birer çobansınız; hepiniz sorumluluğunuz altındaki şeylerden sorumlusunuz. İdareciler, yönettikleri halktan sorumludur. Koca, ailesinin himaye ve terbiyesinden sorumludur. Kadın, kocasının evinden (onun şeref ve nesebini korumaktan) sorumludur. Hizmetçi ailenin malından sorumludur. Kısaca herkes üstlendiği şeylerden sorumludur."(Buhârî, Ahkâm, 1; Müslim, Imâre, 20; Ebû Davud, Imâ-re, 1,13; Tirmizî, Cihâd, 27; Ahmed, Müsned, 2/5, 54, 55; ibn Hibbân, Sahîh, nr. 4491)

Edep üzere kurulan yuvada iki türlü hayat vardır: Biri manevî hayattır. Bu, kalbin uyanması ve Allah'a yönelmesidir. Bunun meyvesi âhirette cennet nimetleridir. Çünkü insan evlilik ile yuvada bir huzur bulur ve tat alır. Bu tadın hiç bitmemesini ister. Bu ise dünyada mümkün değildir. Ebedî tadın yeri âhirette cennettir. Kendisi seven ve ailesini düşünen kimse, dünya tadıyla yetinmeyip cennete yönelir. Oraya girebilmenin yolu iman, ibadet ve güzel ahlâktır. Bu durumda kul, kendisini cennet nimetlerine götürecek imana yapışır, ibadetlere yönelir, güzel ahlâka sarılır. Yuva bunun sebebi olur. Evliliğin insana faydası sadece bu olsaydı, yine içine girmeye ve zahmetini çekmeye değerdi. Yuva ile bulunan diğer hayat, yeni nesil kazanmaktır. Nesil insanın bir şekilde kendi varlığını devam ettirmesidir. Nesil, malı değil manevî değerleri korumak, taşımak ve yaymak için lâzımdır.İslâm ümmetinin çoğalması ve kuvvetlenmesi için evlenip yuva kurmak ayrı bir fazilettir. Bunun bir de âhiretteki netice ve müjdeleri vardır. Bu konuda Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:"Evleniniz, çoğalmız, çünkü ben âhirette sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere övüneceğim." (Ahmed, Müsned, 2/245; ibn Hibbân, Sahîh, nr. 4028; Abdürrezzâk, Musannef, nr. 10391.)"Rabbimizl Bize eşlerimiz ve çocuklarımızdan gözümüzü aydın edecek nesiller ver ve bizleri takva yolunda gidenlerin rehberi yap" (Furkan 74).âyetinde de yuvanın hedefleri gösterilmektedir. Bunlar, takva, terbiye, güzel nesil ve yeryüzünde Cenâb-ıHakk'ın şahitleri olmaktır.Günümüzde insanlık cemiyeti böyle yuvaların özlemini çekmektedir.

Evlilikle kurulan yuvanın asıl amacı, ilâhî emre uyarak vazife görmektir. En önemli vazife, yuvadaki edep ve hukuku koruyarak Allah rızâsına ulaşmaktır. Bu temel vazifelerin başında erkek ile kadının haramdan korunması, birbiriyle kalp huzurunu yakalaması, bu huzurla güzel kulluğa koşması ve cemiyete iyi bir nesil yetiştirmesi gelir. Evlenmenin amacı, sadece erkek ve kadının cinsel duygularını tatmin etmekten ibaret değildir. Şehvet duygusu neslin devamı için bir araçtır. Yuva, kâinata yayılan ilâhî sevgiyi beraber tatmak içindir. Sevgi, yüce Allah'ın erkekle kadınarasına koyduğu bir rahmettir. Bütün yuvaları ayakta tutan, anne ile babayı kaynaştıran, onlara yuvanın yükünü taşıtan bu rahmet ve sevgidir. Hadiste bu rahmet bir misalle şöyle anlatılır: ''Yüce Allah rahmetini yüz parçaya böldü. Bir parçasını dünyadaki varlıklar arasında paylaştırdı. Bunun tecellisini her varlıkta görebilirsiniz. Hayvanlarda bile. Hani, bir hayvan yavrusunu emzirirken incinmesin diye ayağını kaldırır ve rahatça emmesini sağlar ya; işte bu o rahmetin eseridir. Bütün vahşi hayvanlar o rahmet ile yavrularına şefkat gösterir, onları korur, besler ve büyütür. Yüce Allah kıyamet günü bu bir rahmeti doksan dokuz rahmetiyle birleştirip halka öyle rahmet eder."(Müslim, Tevbe, 19-20; Ibn Mâce, Zühd, 35; Ahmed, Müsned, 2/434; 3/55) Akıl sahipleri bundan ibret almalıdır. Yuva, yârin ve yavruların sığındığı, korunduğu ve barındığı bir yer demektir. Yuva, baba ocağı, anne kucağıdır. Ocak sabrı, kucak merhameti temsil eder. Yuvada zahmetle rahmet iç içedir. Bu zahmeti Allah için çekenler, içindeki rahmeti bulurlar. Yuva rahmet, ibret, hikmet ve hayat dolu bir yerdir. Onu sırf bir eğlence olarak görmek, koca kâinatı bir keyfe kurban etmek olur. Bu, şahsa, yuvaya ve insanlığa karşı işlenmiş bir cinayet olur. Mümin, yuvaya Allah'ın adıyla adım atmalıdır. Niyeti güzel, hedefi cennet olmalıdır. Birkaç günlük beraberlik için nikâh kıyılmaz, yuva kurulmaz. Yuvada niyet ebediyen beraberliktir. Hedef kendisini, ailesini ve yavrularını ateşten korumaktır. Anne ve babanın tek derdi bu olmalıdır. Bunun yolu da edeptir. Edep, herkes için, en kalıcı sermaye, en süslü elbise, en güzel hediye, en kazançlı miras ve en emniyetli makamdır. Edep, sevgiyle Ce-nâb-ı Hakk'ın davetine uyup cennet rehberi Hz. Muhammed'e (s.a.v) tâbi olmaktır. Bir arif şöyle demiştir:Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl; Muhammed'siz muhabbetten ne hâsıl?

Mutlu olmak bütün insanların tek arzusudur. Mutluluk fıtrata, cinsiyete, nefse ve zevke göre değişse de hedef birdir; o da sevinmek ve huzurlu olmaktır. İnsan için huzur gönülle bulunacak ve tadılacak bir şeydir. Huzur sebepleri her gönüle göre değişir. Bir gönüle acı veren şeyler, diğerine tat verebilir. Bir gönlün kaçtığı ve korktuğu şeylerle diğeri ünsiyet ve muhabbet bulabilir. Bir gönlün sıhhat ve zenginlik içinde bulduğu huzuru, diğeri hastalık ve fakirlik halinde yakalayabilir. Huzura giden yollar, halkın fıtratları adedince farklıdır. Konumuz, yüce Allah'ın dostluğu için yaratılan insanın huzuru ve mutluluğudur. Dinimizde mutluluk insan için bir hayal değildir. O hayat olarak hazırlanıp önümüze konmuştur: Mutluluğa giden yol açılmış, ulaşma şekli öğretilmiş, örnekleri gösterilmiştir. Bu mutluluk gönlün yüce Allah ile huzur bulduğu iman, sevgi ve edep yoludur. Bu yolda acı-tatlı her şey mutluluğa hizmet eder. Zaten mutluluk sevgili için çekilen çile ölçüsünde tatlı olur. Bunun için peygamberler ve âşıklar yüce dosta giden yolda çile çekmeyi rahatlığa tercih etmişlerdir. Ancak insan nefsinin bir özelliği var; o da aceleyi etmesidir. Nefis aceleci bir özellikte yaratılmıştır. Ayette belirtildiği gibi: "İnsan, hayrı ister gibi şerri ister; çünkü o çok acelecidir."(İsrâ, 11)Bir anlık geçici zevk uğruna, gelecekte bulacağı ebedî saadeti terkeder. Bunun için dünya der, Mevlâ demez; haramlardaki tada yönelir, hayırların sonunda saklı cenneti görmez. Bu dünyadaki sevinçler, sevilen şeyin özelliğine göre uzun veya kısa sürer. İnsan da o kadar mutlu olur. Asıl mutluluk insanın bütün zamanına ve varlığına yansıyan mutluluktur. Mutlu insanın bütün zamanları ve vücut azaları ulaştığı mutluluktan payını almalıdır. Mutluluk veren şeyden insanın nefsi sevindiği kadar, ruhu da sevinmelidir.Bedeni rahat ettiği gibi kalbi de huzur bulmalıdır. Mutluluk vücutta dengeli bir şekilde paylaşılmazsa, geçici bir zevk olur; bir taraf gülerken diğer taraf ağlar.

Dinimiz dengesiz bir mutluluktan sakındırmaktadır; manevî hayat gibi maddî hayatın da düzenli ve güzel olmasını emretmektedir. insanın üzerinde nefsinin hakkı olduğu gibi, ruhunun da hakkı vardır. Karnı gibi kalbi de gıda ister. Bedeni gibi gönlü de rahatlık arar. Kısaca her azamız bizden huzur hakkını ister. Ayrıca ailemizin ve çevremizin de bizde hakları vardır. Üzerimizdeki en büyük hak yüce Yaratıcımız'ındır. Bir kimse bütün bu hakları korumadan mutlu ve kutlu bir insan olamaz.Nefsin hoşlandığı her şeyde -buna günahlar da dahildir- az çok bir zevk vardır. Bu zevk maddîdir. Ona kolay ulaşılır fakat hemen kaybedilir. Çünkü onun özelliği böyledir. Maddî zevklerin sü-resi kısadır, tadı azdır. Madde yok olmaya mahkûmdur. Böyle bir zevk ruhu sevindirmez, kalbi huzurlu etmez; gönülde bir hasret bırakır gider. Sofrasına koyduğu yemekle sevinen ve mutlu olan kimsenin zevki, lokması damaktan geçene kadardır. Ondan sonrasını göz görmek istemez; çünkü görülmesi kimseye zevk vermez. Yeme-içme sürekli bir mutluluk sebebi olamaz, kalbi dolduramaz, ruhu doyuramaz; gönülde bir hasret bırakır gider. Zevk kaynağı giyim-kuşam olan kimsenin mutluluğu kısa zamanda sönmeye mahkûmdur; çünkü bu kimse gönül huzurunu her gün solacak bir şeyde aramaktadır. Elbisesolunca mutluluk da söner. Bu zevk de ruha yetmez; gönülde bir hasret bırakır gider. Mutluluk sebebi, helâlinden şehvetini tatmin etmek olan kimsenin sevinci devamlı değildir. Bu zevk de insanı sürekli mutlu etmez; gönülde bir hasret bırakır gider. Bir de bu tür zevkler helâl yoldan aranıyorsa böyledir; eğer onlar haram yoldan aranıyorsa hepten felâkettir.Kısaca dünya malı ve maddî zevkler insan ruhuna sürekli bir huzur ve mutluluk veremez. Dünya insan için, insan ise kulluk için yaratılmıştır. Yüce Mevlâ'mız bütün akıl ve kalp sahiplerine ebedî mutluluğun yolunu şöyle tarif ediyor:"Uyanın ve şunu anlayın! Kalpler ancak Allah'ın zikri ile huzur bulur." (Ra'd 28.)Allah için olan bütün güzel niyetler, işler, sevgiler, secdeler, dualar, tövbeler, istiğfarlar, hayırlar ve hizmetler hep Hakk'ı zikirdir. Kim Hakk'ı zikrederse Hak da onu zikreder. Hak yolunda bir adım atana mukabele eder. O en az on rahmetle

İman ve edeple yüce Allah'a bağlanmayan kalplere hakiki ve daimî huzur haram kılınmıştır. Hazineyi yanlış yerde aramayalım. Rahman olan Allah'tan daha merhametli kim vardır? O, ne güzel koruyucu ve ne güzel yârdır. Dünyada Her İstediğimiz Niçin Olmaz? Cevap kolay: Kul olduğumuz için olmaz. Her istediği olan sadece yüce Allah'tır. O, bu sıfat ve yetkide tektir, ortağı yoktur. Kul kulluğunu bilsin, haceti için Rabb'ine yönelsin, verilmeyince sabredip rıza göstersin, diye her istediği verilmez. Bir de dünya ile cennetin farkı bilinsin diye kula burada her istediği verilmez. Cennette ise kulun bütün istedikleri verilir. Bu, yüce Allah'ın cennete giren kullarına bir vaadi ve müjdesidir. O'nun vaadi hak, gerçekleşmesi muhakkaktır. Kul dünyada bir şeyin olmasını ister; yüce Allah'ın da o konuda bir istediği vardır. Kulun istediği şey Allah'ın istediğine uyarsa yaratılır; uymazsa yüce Allah'ın istediği olur. Bu durumda kul iki şeyden birini yapar; ya yüce Rabb'inin verdiğine razı olur rahat eder ya da itiraz ile her ânı sıkıntı içinde geçer, itirazına tövbeetmezse sıkıntı ve azabı âhirette de devam eder. Dünyada mutluluk, nefsimizin her istediğini elde etmek ve onun keyfince yaşamak değildir. Mutluluk, elindekine sevinebilmek ve onunla yetinebilmektir. Bu da yüce Yaratıcı'nın takdir ve taksimine razı olmakla olur. Kul, elinden geleni yaptıktan sonra yüce Mevlâ'sına güvenmelidir. O'nun her hükmünün bir hayır taşıdığını bilmelidir. Verdiğine şükür, vermediğine sabretmelidir. İnsan yapmadığı hayırlar için nefsine kızabilir; fakat, niye istediklerimi yaratmıyor ve vermiyor, diye yüce Yaratıcı'sına kızma, sitem veserzeniş hakkı yoktur.Mümin günahları dışında başına gelen her şeyi hoş görmekle rahat eder. Vermeyince Mevlâ, ne yapsın Mecnûn ile Leylâ. Rabb'inin hükmüne razı olan rahat eder. Kadere teslim olan kederden kurtulur. Elindekine kanaat edenin geçimi kolay olur. Cenâb-ı Hakk'ı tanıyan mümin, kimseye haset etmez. Hahset eden mesut olmaz.Hz. Musa (a.s), bir münâcâtında, Allah Teâlâ'ya, "Ey Rabbim, kulların içinde hangisi sana daha sevimlidir?" diye sordu; Allah Teâlâ, "Sevdiğini elinden aldığımda bana teslim olan ve isyan etmeyen kimsedir" diye vahyetti. Hz. Musa (a.s), "Yâ Rabbi, kulların içinde en çok kime gazap edersin?" diye sordu; Allah Teâlâ şu cevabı verdi: "Bir işte önce hayırlısını benden isteyip bir hüküm verdiğimde takdirime kızan kimsedir." (Ebû Tâlib el-Mekkî, Kalplerin Azığı, 3/173 (İstanbul: Se-merkand, 2003); Gazâlî, İhya, 5/65 (Beyrut 2000))

Mutluluk, elindekine sevinebilmek ve onunla yetinebilmektir. Mümin günahları dışında başına gelen her şeyi hoş görmekle rahat eder. Allah Teâlâ kudsî bir hadiste şöyle buyurmuştur: "Kim benim hükmüme rıza göstermez, verdiğim musibete sabretmezse benden başka bir rab arasın!"(Beyhakî, Şuabü'l-imân, nr. 200; Taberânî, el-Kebîr, 22/321; Heysemî, Mecmau'z- Zevâid, 7/207; Süyûtî, es-Sagîr, nr. 6009, 6010, 9027)Sahabeden İmrân b. Husayn (r.a) karın ağrısı hastalığına yakalanmıştı. Bu nedenle otuz yıl boyunca sırt üstü yatmak zorunda kalmıştı. Ayağa kalkamıyor ve oturamıyordu. Kendisi için hurma dallarından bir yatak yapılmış, yatağının altına bir delik açılmış ve altına taharetini yaptığı bir kap konmuştu. Bir defasında Mutarrif ve Alâ (rah) onun ziyaretine gelmişti. Mutarrif, Hz. İmrân'ın (r.a) bu halini görünce ağlamaya başladı. İmrân, "Niçin ağlıyorsun?" diye sordu. O da, "Seni bu sıkıntılı durumda gördüğüm için" dedi. İmrân (r.a),"Ağlama, Allah Teâlâ'ya sevimli gelen, bana da sevimli gelir" dedi ve ardından şunu ekledi:"Sana bir şey söyleyeyim; belki Allah Teâlâ onunla seni faydalandırır. Ancak onu ben ölünceye kadar gizle, kimseye söyleme. Melekler, beni ziyaret ediyorlar, onlarla sohbet ve muhabbet ediyorum, bana selâm veriyorlar, selâmlarını işitiyorum."(İbnü'l-Esîr, ÜsdM-Gâbe, 3/408-409 (Beyrut 1997); Ga-zâlî, İhya, 5/70.)Hz. İmrân (r.a), bu sözüyle, başındaki bu musibetin bir ceza olmadığını bildirmek istiyordu. O, yüce Rabb'inden gelene sabır ve rıza gösteriyor, o halde kulluğa devam ediyordu. Onun bu edebine karşı yüce Allah meleklerini kendisine gönderip acısını dindiriyor, kendisine özel ikramda bulunuyor, imanını tasdik ediyor, sabrının mükâfatını veriyordu. Kul yüce Rabb'inden razı olursa, Rabb'i de ondan razı olur. Kadere itiraz eden, başını demir tokmağa vurmuş olur. Demire ne olacak, olan başa olur!Sa'd b. Ebû Vakkas (r.a) Mekke'ye geldiği zaman gözleri görmez olmuştu. Halk, coşkuyla onun yanına geliyor ve her biri kendisi için dua etmesini istiyordu. O da, her biri için ayrı ayrı dua ediyordu. O, duası makbul bir kimseydi; çünkü Allah Resulü (s.a.v) onun duasının kabul edilmesi için Rabb'ine dua etmişti. Abdullah b. Sâib anlatır: Ben henüz genç iken Sa'd'a geldim, ona kendimi tanıttığımda beni tanıdı ve, "Sen Mekke'nin Kur'an hafızlarından ve âlimlerinden değil misin?" diye sordu. Ben de, "Evet" dedim. Bir olay anlattım ve sonunda kendisine, "Ey amca, sen makbul birisin ve dua isteyenler için dua ediyorsun; kendin için dua etsen de Allah Teâlâ gözlerini tekrar açsa" dedim. Hz. Sa'd tebessüm etti ve şöyle dedi: "Ey oğul, Allah Teâlâ'nın isteğiyle olan bu durum, benim için, nefsimin isteğiyle gözümün açılmasından daha güzeldir."(Gazâlî, İhya, 5/71; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kalplerin Azığı, 3/181.)

Yüce Allah bu dünyada her şeyi iyilik olsun, iyiliğe sebep olsun, diye yaratmıştır. Bütün mesele hayatı doğru okumak, doğru anlamak ve doğruluküzere yaşamaktır.Yaşadığımız dünyada rahatlık ile sıkıntı iç içe örülmüştür. Burası imtihan, amel ve sabır yurdudur. Burada nefsimizin her istediği olmaz. Onun her istediğinin olmayışında pek çok hayır vardır. Bu hayrın ne olduğunu kul bilmese de yüce Yaratan bilir. O'nun her işi güzeldir. Yüce Rabbimiz her işindeki güzelliği şöyle  anlatır: "Eğer Allah kullarına rızkı (malı, makamı, nimetleri) bol bol verseydi muhakkak yeryüzünde azarlardı. Fakat O her şeyi dilediği bir ölçüye göre indirir, verir. Okullarının bütün hallerinibilmekte ve görmektedir."(eş Şûrâ 42/27.)Bu âyeti bir kudsî hadis şöyle açıklar: "Bazı mümin kullarımın imanını fakirlik korur; onu zengin etsem ahlâkı bozulur. Bazı mümin kullarımın imanını zenginlik korur; onu fakir. Bütün mesele hayatı doğru okumak, doğru anlamak ve doğruluk üzere yaşamaktır. Bir şeyin hoşumuza gitmeyişi onun kötü ve hayırsız olduğunu göstermezsem kalbi bozulur. Bazı mümin kullarımın imanını sıhhat korur; onu hasta etsem edebi bozulur. Bazı mümin kullarımın imanını hastalık korur; hali bozulur. Ben kullarımın işlerini ilmimle tedbir ederim; obneun soınhlhaartılni etsem kalplerini ve gizli hallerini çok iyi bilirim."(İbn Ebü'd-Dünyâ, Kitâbü'l-Evliyâ, nr. 1; Beyhakî, el-Es-mâ ve's-Sıfat, 1/204; ibn Asâkir, Târîhu Medineti Dı-maşk, 7/95-96 (Beyrut 1995); İbn Kesîr, Tefsir, 7/206; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 10/270.) Bir şeyin hoşumuza gitmeyişi onun kötü ve hayırsız olduğunu göstermez. Bazan hoşlanmadığımız şeylerin içinde, daha sonra pek çok hayrın bulunduğunu görürüz. Mümin için acı-tatlı her iş hayırlıdır. Bazı sıkıntılar mümine manevî dereceler kazandırır; sevabını çoğaltır, onu yüce Allah'a yaklaştırır. Bazı sıkıntılar müminin kusurlarına kefaret olur, onun günahlarını temizler. Bazı sıkıntılar, mümini kötü işlere bulaşmaktan alıkoyar; acı onu meşgul eder, günaha ve zulme giden yolunu tıkar. Bazı sıkıntılar mümine dünyada verilmiş bir cezadır, onu burada çeker, âhirete cezası kalmaz. Burada üzülür, orada sevinir. Bazı sıkıntılar müminin kalbini niyaza, dilini duaya alıştırır. Yüce Allah müminin edep içinde inlemesinden, yani samimi bir kalple Rabb'iyle konuşmasından hoşlanır; onun sesini meleklerine dinletir. Allah kırık ve yaralı gönüllere özel olarak nazar buyurur, mahzun kullarını çok sever. Bakınız, Hak dostu İbrahim Hakkı Erzurumî (k.s) ne diyor: Hak serleri hayreyler, Zannetme ki gayreyler, Arif anı seyreyler, Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler. Deme niçin bu böyle, Yerincedir o öyle. Bak sonuna seyreyle, Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.

Atalarımız, "Gönül sevince samanlık seyran olur" demişlerdir. Yuvadaki mutluluğun şifresi; rıza, vefa, sevgi ve sabırdır, diyor bir âlim. Önce şunu bilelim: Evlenen iki kişi birbirinin nasibidir. Bu nasip, Allah'ın ilminde kesinleşmiş bir takdirdir. Bu nasibe razı olmak imanın gereğidir. Bazı sıkıntılar, müminin kalbini niyaza, dilini duaya alıştırır. Evlenen iki kişi birbirinin nasibidir. Ona helâlinden ulaşmak farz olduğu gibi, ulaşınca hakkını korumak da farzdır. Hayırlı eş Allah'ın kuluna özel bir ikramıdır, hayırsız eş ise dünyanın en ağır imtihanıdır. Ailemizin saadeti onu acısıyla birlikte kabul etmeye bağlıdır. Bu işin temeli de rızadır. Ailede mutlu olmak için karı kocanın birbirlerinin her şeyinden hoşlanmasıgerekmez. Koca hanımının bir huyundan veya durumundan hoşlanmadığı zaman onu hemen gözden ve gönülden çıkarmamalıdır. Kadının kocasına karşı durumu da aynıdır. Kim bilir nefsimizin hoşlanmadığı o durum içinde nice saklı hayırlar vardır. Bu, ileride gözükecektir. Sabredilirse anlaşılır. Ailedeki mutlulukta rıza ve vefa çok önemlidir. Ailesine razı olan rahat eder, vefa gösterenleri yüce Allah mükâfatlandırır. Bir olaya sadece nefisle değil, aynı zamanda vicdan, akıl, insaf ve sevgiyle de bakmalıdır. Sevdiğimizi kusuru ile kabul etmek mutluluk için ilk adımdır.Ayrıca onun yükünü çekmek, sıkıntısına sabretmek, hatasını affetmek, onun için hayır dua etmekgeçim için vazgeçilmez şeylerdir. Aslında sevginin zevki de bu çile içinde gizlidir. Bir ailenin çok basit tartışmalardan dolayı birbirine kızıp küserek hemen boşanmayı düşünmeleri doğru değildir. Bu konuda yüce Allah bütün aile reislerini şöyle uyarmaktadır: "Kadınlarınızla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (hemen boşamaya gitmeyin, sabredin ve şunu bilin) sizin hoşlanmadığınız bir şeyde Allah pek çok hayır yaratır."(Nisa 4/19)Aynı şeyler kadından da istenir.

Kusursuz dost arayan kimse yalnız kalır. Kusursuz insan nerede? Bir kimsenin iyi hali kötü halinden daha fazla ise o kimse iyi insan kabul edilir ve kusurları affedilir. Yeter ki bu kusurlar Allah'a şirk koşmak ve namusunu kirletmek gibi kusur ve günahlardan olmasın. Bu konuda Rahmet Peygamberi (s.a.v)aile reislerine şu inceliği hatırlatmıştır: "Kadın aslı itibariyle farklı yapıda yaratılmıştır; onu sürekli aynı halde tutamazsın. Onunla bulunduğu o halde geçinmeye bak. Yoksa onu istediğim gibi dosdoğru yapayım dersen kırarsın. Onun kırılması boşamaktır."(Buhârî, Nikâh, 79; Müslim, Radâ', 59; Tirmizî, Talâk, 12; İbn Hibbân, Sahîh, nr. 4179; Ahmed, Müsned, 2/449)Haksız ve gereksiz yere boşamak ise yüce Allah'ın hiç sevmeyip gazap ettiği bir iştir. Diğer bir hadiste şöyle buyrulur: "Mümin erkek bir kusurundan dolayı hemen hanımına kızmasın. Onun bir huyundan hoşlanmazsa hoşlanacağı ve razı -olacağı başka bir huyu vardır, ona baksın."(Müslim, Radâ1, 61; Begavî, Mesâbîhu's-Sünne, nr. 2417; Münzirî, et-Tergîb, nr. 2882) En geçimsiz insanda bile hoşa gidecek bir taraf bulunur. Kadın veya erkek birbirinin önce iyi taraflarını düşünmelidir. İyi yönüne şükretmeli, kötü yönünü ise sabredip idare yoluna gitmelidir. Eğer bir kadın namus kusuru işlemiyorsa, nun diğer davranış bozukluklarına sabredilmelidir. Sabır ve idare ahlâkına sahip olan kimse, hem emanetine aldığı ailesine iyi davranıp sevap alır hem de çilenin içindeki huzuru yakalamış olur Bir Hak dostunun hanımı oldukça sert, geçimsiz ve sevimsizdi. Kocasına her gün dili ve haliyle sanki cehennem azabı çektiriyordu. Bu zat ise onun her haline sabrediyor, nefsini sabra alıştırıyor, bu ateşin içinde her gün pişiyordu. Güzel ahlâkı elde etmek için bunu bir fırsat görüyordu. Bunun için onu boşamayı hiç düşünmüyordu. Bu zatı tanıyan dostları onun durumuna çok üzülüyordu. Kadına hiçbir nasihat fayda vermiyordu. Öyle oldu ki bu zata acıyan bazıları kadının ölümü için dua etmeye başladılar.Bir gün kadının eceli geldi, öldü. Kocasının dostları o günü bayram ilân ettiler. Kadını bir an evvel toprağa verdikten sonra sevinerek kocasının yanına geldiler; ona, "Efendim, biz size taziyeye değil, tebrik etmeye geldik; gözünüz aydın kurtuldunuz!" dediler. Allah dostu sakin ve düşünceliydi. Yüzünde bir sevinç izi deyoktu. Aksine değerli bir şeyini kaybetmiş gibi üzüntülüydü. Bunun sebebini şöyle açıkladı: "Ben bugün gerçekten çok üzgünüm. Bu kadın benim için bir servetti. Ben onun kötü huylarına sabrederek yüce Rabbim'in razı olacağı güzel ahlâkları elde ediyordum; böylece pek çok sevap  ve manevî derece kazanıyordum. Ne yazık ki şimdi bu servetim toprağa gömüldü, böyle bir kâr kapısı kapandı!" Demek ki mutlu olmanın yolu çoktur. İnsan biraz işlerin sonunu düşünse, biraz geniş olsa, biraz da aklını ve gönlünü kullansa çok şeyin üstesinden gelir.Koca hanımının bir huyundan veya durumundan hoşlanmadığı zaman onu hemen gözden ve gönülden çıkarmamalıdır.

Sırf güzellik ve zenginlik saadet için yeterli değildir. Hanımı güzel, kocası zengin olan bütün ailelerin mutlu oldukları düşünülmesin. Hatta bunlar çoğu zaman aile için saadet yerine felâket sebebi de olabilmektedir. Bunun için Allah Resulü (s.a.v) yuva kuracak gençlere, mutluluk için dindar, akıllı ve dengeli kadını tercih etmelerini tavsiye etmiş; bazan güzelliğin, zenginliğin ve nesebin âfet sebebi olacağını hatırlatmıştır. (bk. Bezzâr, Müsned, nr. 1404; Taberânî, el-Kebîr, 18/38-39; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 4/255.)) İmam A.b. Hanbel (rah), iki kızı olan bir aileye kız istemeye gitmişti. Kızların biri çok güzeldi, diğerinin ise bir gözü kördü. A.b. Hanbel, "Hangisi daha akıllıdır?" diye sordu; bir gözü olmayan daha akıllı dediler. Büyük âlim,"Beni onunla evlendiriniz " dedi.(Ebû Tâlib el-Mekkî, Kalplerin Azığı: Kutü'l-Kulûb, 4/448 (istanbul: Semerkand, 2003)Tarihte güzelliğin veya paranın şımarttığı insan pek çoktur. Ruh doktorları hastalarının çoğunluğunu zenginlerin ve güzel kadınların oluşturduğunu söylüyorlar. Nesebi, itibarı, mesleği ve güzelliği ile kocasının başını sıkıntıya sokan kadınlar da az değildir.Bekâr bir gencin şu sözleri hayret vericidir: "Ben yüzü çirkin fakat ahlâkı güzel bir kadınla evlenmek istiyorum. Yüzü öyle çirkin olsun ki benden başka kimse onun yüzüne bakmasın; bakan da zevk almasın. Çünkü tanıdıklarımdan birinin yüzü güzel fakat ahlâkı bozuk, şımarık, süsüne ve gezmeye düşkün bir karısı var; başına belâ oldu. Adam onu ne terkedebiliyor ne de tedavi. Sık sık şöyle yakınıyor: Ne yapacağımı şaşırdım vallahi! Tek çare olarak ölümü görüyorum. İkimizden biri ölse de kurtulsam şu belâdan!" Allah korusun, nefis haramlarda huzur aramaya başlayınca, ailede ne vefa kalır ne de safa. Özü gibi yüzü de güzel, gönlü gibi dili de tatlı, maneviyatı gibi maddiyatı da zengin olan fakat asla kul olduğunu unutmayan edep timsali nice erkek ve kadınlar da vardır. Onlar herkes için sevgi ve edepte rehber insanlardır. Müslümanların yüz akıdır. Tekrar hatırlatıyoruz: Mutluluk cefada gizli, vefada saklı bir manevî safadır.Ailesine razı olan rahat eder, vefa gösterenleri yüce Allah mükâfatlandırır. Sevdiğimizi kusuru ile kabul etmek mutluluk için ilk adımdır.Mutluluk edepli olmaktır. Bunun ölçüsü, edep peygamberi Hz. Muhammed'e (s.a.v) uymaktır. Mutluluk, Cenâb-ı Hakk'ı ve halkı razı ederek sevinmektir. Mutluluk, sevdiklerimizi sevindirerek huzur bulmaktır. Mutluluk, nefsimizle birlikte ruhumuzu da sevindirmektir. Mutluluk, cennete giden yolu seçmektir















© ercandede.com