ercandede.com
  • Canlı Dersler
  • Din İnanç
  • Aile Toplum
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknik
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam
eba
eba
eba
tmm
TürkçeالعربيةEnglish

ercandede.com

  • Aile Toplum
    • Aile ve Toplum Gündemi
  • Din İnanç
    • Dinin Tatbiki
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam

ercandede.com    

academic
  • Ana Sayfa
  • Aile Toplum
    • Aile ve Toplum Gündemi
  • Din İnanç
    • Din ve İnancın Tatbiki
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam


Logo




  • Ana Sayfa
  • Aile Toplum
    • Aile ve Toplum Gündemi
  • Din İnanç
    • Din ve İnancın Tatbiki
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam

ercandede.com 

  • Haber Gündem
  • Aile Toplum
  • Din İnanç
  • Kültür Yaşam
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki


Logo

  • Ana Sayfa
  • Aile Toplum
    • Aile ve Toplum Gündemi
  • Din İnanç
    • Din ve İnanç Gündemi
    • Din ve İnancın Tatbiki
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam
  • Alış Veriş
  • Din ve İnanç Gündemi


Logo

  • Ana Sayfa
  • Aile Toplum
  • Din İnanç
  • Dil Edebiyat
  • Bilim Teknoloji
  • Dua Musiki
  • Kültür Yaşam
Kültür Medeniyet

Kültür Medeniyet Gündemi

Kültür Tarih İnsan Şehir Yapı Eşya Mekan Sanat Töre Yaşam

Kültür Medeniyet Literatürü 

Kültür Yaşam İnsan Mekan Şehir Yapı Eşya  

Vakıf Medeniyeti

.......................

İslam Öncesinde ve İslami Dönemde Vakıf 

Medeniyet Silsilesi

Hz Peygamber'den Günümüze Sadat-ı Kiram

Medeniyet Yolcuları

Tarihten Günümüze Allah Dostları

İstikamet İzcileri

Allah Dostlarının İzinde Ahiret Yolculuğu

...............................

.......................

............. ..............................

.................................

..............................................
‹ الرجوع

Hindistan'da Tasavvuf

 

Hindistan’da köklü bir geçmişe sahip tasavvuf, yarımadada İslâm medeniyetinin kurulup gelişmesinde kişi ve kurumlarıyla etkili olmuştur. Tasavvuf, İslamlaşma sonrası Hindistan’da Müslümanların kim- liğini muhafazaya da yardım eden unsurlardandır. Müslümanların azınlıkta olduğu bu coğrafyada İslam medeniyetinin gelişiminde muta- savvıların rolüne dair çalışmalar sınırlı düzeydedir. Çalışmada İslam’ın bölgeye gelişi, Delhi, Babürler ve sömürge döneminde tarikatların konumu panoramik bir tarzda genel hatlarıyla ele alınmıştır. Sufi düşünce ve kültürünün önemli merkezlerinden olan Hindistan’ın bu mirasının tanıtılıp gelecek nesillere aktarılması güç de olsa önemli bir sorumluluktur.

 

Deniz ticareti için Hindistan’ın Güney (Kerala), batı (Bengal) ve doğu (Gujarat) sahillerine Müslüman tüccarlarla İslam’ın tanındığı bu coğrafyada mutasavvıflar, tıpkı Anadolu’da olduğu gibi kurmuş hankâhlarla Hindistan dâhil tüm Kuzey Asya’da tebliğ ve irşad faaliyetlerinde bulunmuşlardır.² Kuzey Asya kaynaklı fetihlerden daha önce, 8. Yüzyıldan itibaren Hindistan’da İslamlaşma başlamış, 11. yüzyılda Delhi Sultanlığı, bölgenin ilk Müslüman devleti olmuştur.S Hinduizm’de hâkim kast sisteminden rahatsız kırsal bölge halkı, sûfi öğretilerin tesiriyle İslam’ı seçmişlerdir. Birlikte yaşama ve hoşgörü, tabiatla uyum, insanlık gibi erdemler Hint halkına hem İslam’ı hem de tasavvufu sevdirip ve takip etmelerini sağlamıştır.4

 

Hindistanda İslam’ın ve Tasavvufun İlk İzleri

 

Hindistan’ın güneyinde yaşayanların İslâm ile tanışması hicri 22. yılda, Arap tüccarlar vasıtasıyla gerçekleşmiştir.5 Miladi 711’de Muhammad bin Kasım’ın, Sindh ve Multan’ı fethiyle İslam, Kuzey Hindistan’da tanınmaya başlamıştır. Bu fetih, Kuzey Asya’nın İslâmlaşmasına da zemin hazırla- mıştır.6 İslam’ın, Hint Yarımadası’nın iç bölgelerinde de kurumsal anlamda tebliğinin, Arap Yarımadası ve Yemen’den gelen mutasavvıfların kurdukları hankâhlarla ile gerçekleştirildiği söylenebilir. Bu sürece kadar azınlık konumundaki Müslümanlar’ın sayısı, ihtida hadiseleriyle kısa sürede artmıştır.

 

1027’de İran’da kurulan Türk Devleti Gaznelilerin komutanı Gazneli Mahmud, Hindistan’ın Kuzey Batı bölgelerini ele geçirmiştir. Kendisi 11. yüzyılda Fars ve Türk İslâm medeniyetinde yetiştirilen din adamları ve âlimlerini Hindistan’a davet etmiştir. Böylece, bu coğrafyada ilk defa Fars-Türk kaynaklı İslâm ve tasavvuf kültürü oluşmaya başlamıştır.7 1151 yılında Gaznelilerin yerine geçen Orta Asya kökenli “Gurlular” Hindistan’ın Delhi ve Acmir bölgelerini fethedip hâkimiyetlerini Orta Hindistan’a kadar genişletmişlerdir. Bu süreçte Orta Asya kültürü de Hindistan’dakilerle etkileşime geçmiştir. Bu etki 12. yüzyılda Hindistan’ın doğusuna da yayılmış, Fars ve Arap dillerinde yazılan dini eserlerin yerel dillere çevrilmesi sonucunda Hindistan’ın İslamlaşması hızlanmıştır.8

 

Sûfiler kırsal bölgelerde ulaşarak çok tanrılı inanca sahip yerli halk arasında İslam’ın yayılmasını sağlamışlardır. Bu dönemde yerli halka dinin zorla kabul ettirildiğine dair herhangi bir bilgiye tarihçiler tara- fından rastlanmamıştır.2 12. ve 13. yüzyıl arasında İslâm, sufi söylem tarzının etkisiyle Kuzey Hindistan’da hâkim unsur haline gelmiştir. Fars bölgesinin sûfi önderlerinden Şai Karman’ın Şarkavere’ye taşın- masıyla Kaşmir bölgesinde İslam’ın yayılışı hızlanmıştır.¹0

 

Delhi Sultanlığı (1206-1526)

 

Hindistan’da kurulan ilk Müslüman devleti olarak bilinen Delhi Sultanlığı 1206-1526 yılları arasında Hindistan’da hâkimiyetini sür- dürmüştür. Bu devlet Memluk, Kalci, Tuglak, Sayyid ve Lodi adıyla bilinen beş farklı hanedanlıktan oluşmaktadır. Delhi Sultanlığı, Müslüman dünyasını büyük bir tehlikeye düşüren ve Bağdat’taki Abbasi Halifesini öldüren Moğolların, Hindistan’a girmelerine engel olmayı başarmıştır. ¹¹

 

Moğolların Bağdat istilasıyla mülteci sûfiler, âlimler ve öğrenci- ler Hindistan’ı güvenli bir bölge olarak gördükleri için buraya sığın- mış, Memluk hanedanının koruması altına girmişlerdir. Bu hadise, Hindistan’da sûfi düşüncenin gelişiminde önemli bir dönüm nok- tasıdır. Böylece Orta Asya ve İran kaynaklı farklı kültür ile din yorumlarının etkileşimiyle çok kültürlü bir tasavvuf düşüncesi ortaya çıkmıştır. Tuğlak döneminde tasavvufun etkisi Dekan Yaylası’na kadar ulaşmıştır.¹² Delhi Sultanlığının yöneticileri ulema ve sûfileri kendi- lerine dini danışman olarak tayin etmişlerdir. ¹S

 

Babürler Dönemi (1526-1857)

 

Delhi Sultanlığı sonrası, Babürler’in Hindistan’da hâkim olduğu evrede Çiştiyye, Sühreverdiyye ve Kadiriyye gibi toplum üzerine nüfuz kazanmış tarikatlara Nakşbendîlik de eklenmiştir. Devletin kurucusu Babür ve sonrasındaki yöneticilerden bazılarının müteşerri yönüyle bilinen bu tarikata intisapları, Nakşbendîliğin nufuzunun artmasında etkilidir. İmam-ı Rabbani Ahmed Sirhindi’nin, Akbar Padişah’ın “Din-i İlahi” adıyla eklektik bir din oluşturma çabasına karşı faali- yetleri ve bunun etrafındaki tartışmalar dönemin önemli gelişmeler arasında sayabilir.¹4

 

Babürler Devleti tarafından Farsça’nın resmi dil kabul edilmesi ve tarikatların çoğunun İran-Türk bölgelerinden gelmesi nedeniyle bu dil, Hindistan’ın eğitim ve edebiyat dili haline gelmiştir. Yerli Hint dillerinin daha sonra şiir ve halk edebiyatıyla bu dile eklendiği söylenebilir. Hindistan’daki tasavvufi eserlerde Arapça, Farsça’ya göre daha az rağbet görmüştür. ¹5

 

Sömürge Dönemi ve Güncel Durum (1857-  )

 

17. yüzyıldan itibaren İngiltere ve diğer sömürgeci güçlerin bölge- nin son Müslüman devleti Babürler devletinin yıkması ve Hindistan’ı istilası, çoğunluğu Müslüman doğu ve batı bölgelerini Hint yarımada- sından ayırma çabaları bu dönemin önemli dini, siyasi gelişmeleridir. Bu süreçte, tarikatlar sömürge karşıtı faaliyetler içinde bulunur- ken 18. Yüzyıldan itibaren Vahhabilerle de mücadele etmek duru- munda kalmışlardır. İslam’ın yayılmasına önemli role sahip tasavvuf, Müslümanların geri kalmışlığının nedeni kabul edilmiş, bu düşünce tasavvuf ve ehlini hedef haline getirmiştir. Müslüman toplumlarda, İslamiyet’te reform dalgasının ilk izlerinin Hindistan’da ortaya çıktığı iddia edilmektedir.¹6

 

Halkı Müslüman ülkelerde sömürgecilere karşı cihat hareketle- rinde bu coğrafyada etkin dört ana tarikatın; Nakşebendiyye, Çiştiyye, Şaziliyye ve Kadiriyye mensuplarının başat etkisinden bahsedilmektedir.¹7 Kuzey Hindistan’da ortaya çıkan Veliyullah hareketi, Ahmed Barelvi’nin başlattığı hareket ve Bengal’da oluşturulan Feraidiyye hareketi, İngilizlere karşı savaşan hareketlerin öncüleriydiler.¹8 Sömürge direniş sürecinde dinde tecdit hareketleri ve tarikatların cemaata dönüşme eğilimi de kendini göstermektedir. Deoband ve Barelvi kolları bu cemaatlerin en önemlilerinden sayılmaktadır. Bu iki akım, tarikatın uygulama ve geleneği daha dar çerçevede tutmuşlardır.

 

Tarikata intisap etmek bireysel seçim olmasına rağmen, tarikat- lar ve bıraktıkları simgeler toplumun hemen her düzeyinde kendini göstermektedir. Hz. Peygamber’i (s.), sûfi ve salihleri anma meclis- leri düzenleme, onlara karşı sevgi-saygı gösterme, mezarları ziyaret etme, hoşgörü ve insanlara hizmet gibi manevi değer ve gelenekler, Hint Müslümanları tarafından sonraki nesillere aktarılmaktadır. Güney Hindistan’da 19. ve 20. yüzyılda yabancı istilacılara karşı direnişin bir yönünü de halkın sömürge dili İngilizce öğren- memesi gerektiği yönündeki çabalar oluşturmaktadır. Sufilerin öncülüğünü yaptığı bu hareket, Müslümanların kalkınmasına vemİslâmın yenilenmesine engel olduğuna dair eleştirileri de beraberinde getirmiştir.¹2

 

Bölgede tarihten bu güne faal olan tarikatlar arasında etki ve nüfuz açısından Çiştiyye, Nakşbendiyye,  Kadiriyye, Sühreverdiyye,  Kübreviyye, Madariyye, Şaziliyye şeklinde zikredilebilir. Bahsi geçen tarikatların kurucuları ve teşekkür süreçlerine inmeden, daha çok Hint Alt Kıtası’ndaki tarihi süreçleri, etki ve nüfuzları hakkında makale sınırlılıkları içinde, genel hatlarıyla şunlar söylenebilir:

 

Çiştiyye

 

Hindistan’da tanınan bu tarikatın sekizinci temsilcisi Muinuddin Çişti (ö. 1236)’dir. Hâce Muinuddin Doğu İran’ın Sistan bölgesinde doğmuştur. Orta Asya, Orta Doğu ve Güney Asya’ya ilim ve manevi terbiye için seyahat etmiştir. 1193 yılında Hindistan’a doğru yola çık- mış²0 ve Delhi Sultanlığının ilk döneminde Rajastan eyaletinin Acmir bölgesine yerleşmiştir. Kendisi Acmir’in, “Orta ve Güney Hindistan’ın İslâmileşme Merkezi’’ şeklinde tanınmasında önemli pay sahibidir.²¹ Hâce Muinuddin’den sonra Çiştiyye, Kutubuddin Baktıyar Kaki (ö. 1236), Fariduddin Gance-i Şeker (ö. 1265) ve Nizamuddin Evliya (ö. 1325) vasıtasıyla faaliyetlerini sürdürmüştür.²² Hindistan’da saygı duyulan Muinuddin Çişti’nin mezarına her kesimden insan ziya- rete gelmektedir. Babür Devleti’nin üçüncü ve meşhur yöneticisi Muhammed Akbar (ö. 1605)’ın burayı sık ziyaret ettiği söylenmiştir.²3

 

Hankâhlarla kendilerini manevi eğitim ve insanlara hizmet etmeye adayan Çişti dervişler, İslâmlaşmayı hızlandırmışlardır.²4 Hint Müslümanlarının mânevî hayatında önemli rolü olan Çiştiyye, 14. Ve 17. yüzyıllar arası Hindistan’ın önde gelen tarikatlardan biri haline gelmiş- tir.²5 Tarikat bölgede manevi terbiyeyi, ilahi yolculuğu, insana hizmeti önemserken dünya malına ve maddi güce ilgisiz kalmayı öğütler. Çişti temsilcilerin Babür “yöneticileriyle iyi ilişkiler kurmaları Çiştiyye’yi diğer tarikatlardan ayıran hususlardandır.²6

Güney Asya’daki Babürler hanedanlığının birçok yöneticisi Çiştiliğe intisab etmiştir. İmparator Akbar belki de onlarla en iyi ilişki kuran kişi- dir. Akbar’in hayatta kalan tek çocuğu, gelecekteki yöneticisi Cihangir’in doğumunun, Seyh Salim Çişti’nin duası bereketiyle gerçekleştiği, bu yüzden Akbar’ın çocuğuna şeyhin adını verdiği ve “Şeyh Baba” diye saygıyla andığı nakledilmektedir.

Tarikat müntesiplerin çoğalması ve yetişen temsilcilerle Çiştiyye, çeşitli kollara ayrılmıştır. Bunlardan en yaygın olanları, Alauddin Sabir Kaliyari’yi takip edilen ve Uttar Pradeş’te yaygınlaşan Sabiriyye ile Nizamuddin Evliya’ya nispet edilen, 18. ve 19. yüzyıllarda teşek- kül eden Nizamiye kollarıdır.²7

 

Tarihi süreç içinde Çiştilik dört döneme ayrılabilir:

 

1. Büyük şeyhler dönemi (yaklaşık 597/1200 - 757/1356) 2.Bölgesel hankâhlar (Tekke/Zaviye) dönemi (8/14 ve 9/15. yüzyıllar) 3.?abiriyye kolunun teşekkülü (9/15. yüzyıl sonrası) 4.Ni?amiyye kolunun yeniden canlanması (12. / 18. yüzyıl sonrası)²8

 

Netice itibariyle Çiştiyye, İlahi aşk ve hoşgörüyü vurgulayan, çok kültürlüğü kabul eden ve yerel kültürle etkileşmiş bir tarikat olarak bilinmektedir.²9 Her kesimden insana hitap eden Çiştilik Hindistan’ın popüler bir tarikatı kabul edilmektedir. Seyr ü sulûkta insana hizmet önemli bir unsur kabul eden Çiştiyye, insanların yoğun yaşadığı yerlerde hankâhlar açarak bu amacını gerçekleştirmiştir. Tarikat mün- tesiplerine manevi eğitim verme amacıyla kurulan Çişti hankâhları, aynı zamanda din, dil, ırk ayırımı gözetmeden yardım faaliyetle- rinde bulunmuşlardır.30 Hankâhların hizmetleri sayesinde çok sayıda Hindistanlının İslam’ı gönüllü olarak kabul ettiği bilinmektedir3¹

 

Çiştiyye’de cehrî zikir uygulamasının bir parçası olan kavvali, Hint kültüründe de derin izler bırakan bir gelenektir. Kavval, Arapça’da kavli sürekli tekrar eden, ilahi/şarkı/türkü söyleyen anlamındadır. Manevi öğütler, ahlâki tavsiyeleri içeren sözleriyle ve müziğiyle kav- vali,3² Orta Asya ve Türkiye’de halâ kullanılan ilahi ile mana itibariyle benzerlik arzeder. İçeriğinde Allah’ı övme, peygambere, salih- lere, sûfilere ve velilere saygı-sevgi vardır. Çişti Şeyhlerinden Amir Husro Dehlavi (MS 1253-1325) tarafından Arap, Fars, Türk ve Hint müzik gelenekleri birleştirilerek geliştirilmiştir. Kendisi “Kavvalinin Babası” ve “Hindistan’ın Papağanı” vasıflarıyla da bilinir.33 Çiştiyye, kavvaliden bölgenin yerleşik kültürüne İslâm’ı tanıtmada da fayda- lanmış ve bunda başarı da sağlamıştır.34 Çiştiyye’nin, Müslümanlara ve Hindistan’ın medeniyetine bu yönüyle de önemli kültürel katkıda bulunduğu ifade edilmektedir.35

 

Hindistan, Pakistan ve Banglades’te kavvali meclislerine “Mehfil-i Semâ” denilmektedir.S6 Kavvali sekiz ya da dokuz kişilik bir toplu- lukla, müzik aletleri eşliğinde, oturduğu yerden baş ve ellerin ritmiyle icra edilir. Tüm Çişti hankâhlarda, türbelerde ve bayramlarda kavvali söylenmektedir.

 

Nakşbendiyye

 

Bahâeddin Nakşbend’e (1318-1389) nispet edilen tarikatın Hindistan’da etki ve nüfuzu 16. yüzyıl sonlarında Muhammed al-Baki Billâh (ö. 1603)  ile olmuştur. Babür ileri gelenleri tarikat kurucusuyla olan ilişkilerinden ötürü onlara destek ve saygıda bulun- muşlardır. Aurangzeb ve Bahadur Şah Zafer’in Nakşbendiyye’ye inti- sap ettiği söylenmektedir. Babür tarikatın Hindistan’ya tanıtılması ve yayılmasında gayret göstermiştir.37 Nitekim Nakşbendiyye iki yüzyıllık zaman diliminde Hindistan’ın önemli tarikatlarından biri haline gelmiştir.

 

Baki Billâh’ın öğrencisi olan Ahmet Sirhindi, tasavvuf dünyasında tanınan önemli şahsiyetlerdendir. Kendisi, vahdet-i vücud ve vahdet-i şuhûd üzerine değerlendirmeleriyle bilinmektedir. Sûfilerin tasavvufa dışarıdan ilavelerde bulunmalarına karşı çıkmış, hafi zikir tercih edil- miş, müzik ve enstrümana zikirlerde yer verilmemiştir. Sirhindi, dini konularda Babür şahı Akbar’ın İslam’a zarar verecek eklektik tavırlarına karşı çıkmıştır. Hem tasavvuf düşüncesine hem de mevcut yönetim sistemine yaklaşımından ötürü İslâm âleminde “Müceddid-i Elf-i Sani” diye de anılmaktadır bilinmektedir.38

 

Kadiriyye

 

“Sufilerin kutbu” diye bilinen Abdulkadir Geylâni (MS 1077- 1166)’ye nispet edilen bu tarikat, daha çok Hindistan’ın güney ve batı bölgelerinde takip edilmektedir. İslâm inanç temellerine güçlü bağlılık, peygamberlere ve salihlere karşı sevgi ve itaat gibi unsurları barındıran Kadiriyye, Bağdat’tan teşekkül edip gelişmiştir.S2 Kadirilik, Güney Hindistan’da etkisini Şeyh Zainuddin Mehdüm, Şeyh Feriduddin b. Abdülkadir Kurasani ve Seyid Alavi Mevleddevile gibi Yemen’den gelen mutasavvıflar aracılığı ile göstermiştir. Yemen’in tanınmış ulema aile- sinden gelen Mehdümler 12. asırda Güney Hindistan’a gelip Kerala Eyaleti’nin Ponnani bölgesine yerleşmişlerdir.40 Zeynuddin Mehdüm tarafından medrese, cami ve İslami ilimlere dair külliyeler Ponnani’yi Güney Hindistan’da İslamî ilimlerin önemli merkezlerinden biri haline getirmiş olup şehir, “Güney Hindistan’ın Mekkesi” diye de anılmak- tadır. Kendisi Hidayetü’l-Etkiya ve Tarik’l-Evliya gibi tasavvuf üze- rine eserler de kaleme almış olup tasavvuf literatürünün gelişimine ve Kadiriyye’nin bölgede tanınırlığına önemli katkıda bulunmuş- tur.4¹ Mehdüm âlimleri yanında Kaliket Kadıları da tarikatın Güney Hindistan’daki önemli temsilcileridir. Kaliket Kadılarının öncüsü Kadı Muhammed’in (ö. 1616), Abdulkadir Geylani’nin menkıbelerini anla- tan Mühyiddin Mala adlı eseri, bölgedeki Müslümanlar günümüzde de başvuru kitaplarından biridir.4² Güney Hindistan’da takip edilen Bâ-Alavvi, Nurişah, al-Mâbari Tarikatları da Kadiriyye’nin kollarıdır.

 

Sühreverdiyye

 

Ebu’n-Necip Sühreverdi (1097-1168) tarafından kurulmuştur. Silsilesi Ali b. Abi Talib (r.a)’e ulaşmaktadır.4S İran’da yaygın bir tarikat olan Sühreverdiyye, Moğol istilası sonrası Müslümanların Hindistan’a hic- retiyle Hint Yarımadası’na girmiştir. Özellikle kurucusu olan zatın yeğeni, Şehabeddin Ebu Hafs as-Sühreverdi (ö. 1243) tarikatın Hindistan’da yayılmasına katkısı sağlamıştır. Kendisinin kaleme aldığı Avarif al-Ma’a- rif, Hindistan’da tasavvuf alanında okunan ve medreselerde okutulan eserlerdendir.44 Sühreverdiyye’nin Hindistan’daki gelişiminde bu ese- rin de önemli katkısından bahsedilmektedir.

 

Abbasi halifesi elçisi de olan Ebü Hafs dönemin Müslüman devlet- lerle ilişkilerinden ötürü, Hindistanda “siyasetle ilgilenen sufi” diye de anılmaktadır.45 Hindistan’daki Sühreverdi temsilcileri de devlet adam- larıyla köklü ilişkiler geliştirmişlerdir. Seyyid Celaleddin Surh-Buhari, Iltumiş Padişah tarafından “Şeyhulislâm” olarak görevlendirilmiştir. Sühreverdiyye, halkın dini uygulamalarında Hinduizm’in etkisine karşı çıkmıştır. Ebu Hafsın ve oğlu Bahauddin Zakarya’nın kaleme aldıkları eserler Sühreverdiyye’nin tanınırlığı artırmıştır. Tarikatın şeyhlerinden Amir Hüseyin vahdet-i vücud üzerine Zadu’l Musafirin adlı eserin müellifidir. Multan’da zayıflayan Sühreverdiyye, Kuzey Doğu Hindistan bölgelerine taşınmış ve zamanın önemli mutasav- vıflarından temsilcileriyle Hindistan tasavvufuna önemli tesirde bulunmuştur.46

 

Kübreviyye

 

13. Yüzyılda Türkmen ve Özbek sınırlarında yaşamış olan Necmeddîn-iKübra’ya nispet edilmektedir. Kendisi Anadolu, İran ve Kaşmir’e seyahat edip oralarda manevi ve dini tebliğiyle çok sayıda mürit yetiştirmiştir. Buhara’da yerleşmek üzereyken 1221 yılında Moğolların istilası esna- sında şehit olmuştur.47

 

Kübreviyye Kaşmir, Çin’in Huay bölgesi, Bangladeş ve Mauritius’da yaygındır. Birbirinden bağımsız iki kol halinde ortaya çıkmıştır. İlki, 1300 de Delhi’de çıkan Firdevsiye, ikincisi ise Sayyid Ali Hemedani (ö. 1385) tarafından Orta Asya’dan Kaşmir’e getirilen Hemadaniyye ya da Kübreviyye adıyla bilinen koldur.48

 

14. yüzyılda Kübreviyye’nin Kaşmir’de kayda değer etkileri vardır. Necmettin Kübra ve öğrencileri tasavvuf literatürüne Usûl-i Aşere ve Mirsâd-ül İbâd gibi çeşitli eserlerle önemli katkılarda bulunmuştur. 42 Bunlar Hindistanda tasavvuf alanında rağbet gören eserler arasında sayılmaktadır.50

 

Madariyye

 

Seyid Badiuddin Zinda Şah Madar (ö. 1434)5¹’a nispet edilen tari- kat Kuzey Hindistan’da, özellikle Uttar Pradeş, Mevat bölgesi, Bihar ve Bengal’da yaygındır. Kurucusu, manevi mürşidi kabul ettiği Beyazıt el-Bistami’den etkilenmiştir. Madariyye, daha çok hafi zikre yer ver- miştir. 15-17. yüzyıllarda Madariyye, Hindistan’da nüfuz kazanmıştır. Bu tarikat, Hindistan dışında Nepal ve Bangladeş’te de günümüzde varlığını sürdürmektedir.5²

 

Şaziliyye

 

Nureddin Ebu-l Hasan Ali el-Şazili’ye (1196-1258) nispet edilen Şaziliyye Güney Hindistan’da yaygınlaşmıştır. Tarikatta cehri ve hafi zikre birlikte yer verilir. Güneydeki önemli sûfi şahsiyetlerden biri olan Kayalpatnamlı Şeyh Abu Bekir Miskin Sahip Radiyallah ve Şeyh Mir Ahmed İbrahim Radiyallah bu tarikatın Fasiyye kolunu Hindistan’a getirmişlerdir. Güney Hindistan’ın Tamilnadu eyaletinin sahillerinde bulunan mezarına büyük saygı duyulmaktadır. Fasiyye, Şaziliyye tari- katının yetmiş civarındaki kolu arasında Hindistan’da en tanınanıdır.5S

 

Hindistanda’ki Sufi Eğitim Kurumları

 

Medreseler

 

Hindistan’da ilk medrese Gazneliler tarafından 901-1151 yılla- rında kurulmuştur. Camilere bağlı bu medreseler tasavvufi terbiye ve Hint geleneksel eğitim yöntemlerinin ilk modelini temsil etmektedir.54 Delhi Sultanlığı döneminde Moğol istilasından kurtulma gayesiyle Orta Asya, İran ve Afganistan’dan göç eden ulema ve mutasavvıfların Yeni Delhi başta olmak üzere bölgeye yerleşmeleri, dini ilimlerde ve edebiyatta gelişmeye zemin hazırlamıştır.55

 

13-17. yüzyıllarda Hindistan’da İslam’ı kurumsal anlamda iki kesim temsil etmektedir. Bunlar, ulema - fukaha ve mutasavvıflar- dır.56 Hint yarımadasında tasavvuf düşüncesinin medreselerle yakın irtibatlı olduğu söylenebilir.57

 

Hankâhlar

 

Hankâh, tarikat mensuplarının barındıkları, manevi eğitim veren yerlerdir. Bu kurumlar zaviye, dergâh, asitâne ve cemaathane gibi farklı isimlerle de anılmıştır.58 Hankâhların bir kısmı sufilerin kendi imkânıyla, bazıları ise vakıf desteğiyle kurulmuştur. 52

 

Hindistan’da hankâhların inşasından itibaren İslamiyet daha geniş alanda halka hitap etmiştir. Şeyh ve mürit arasındaki ilişkiye dayanak olan terbiye sistemi, madrese eğitimine de model olmuştur. Hankâhlarda okutulan tasavvufi eserler üç kategoriye ayrılmaktadır. Bunlar; menkıbeler, şeyhin sohbetleri, mektupları, adaba dair manevi terbiye kitaplarıdır.60

 

Hankâhların icra ettiği görevlerden biri de ihtiyaç sahiplerine sığı- nak olmasıdır. Hankâhların çoğu Hint kast sistemi ve dokunulmaz- lığından dolayı fakr ve zorluk içinde yaşayan insanların bulunduğu kırsal Hint bölgelerinde inşa edilmiştir.6¹ Bu mekânlar manevi eği- timle beraber bölgedeki ihtiyaç sahiplerine sosyal yardımların ulaştı- rıldığı birer sığınak vazifesi de görmüşler, bunu yaparken din, dil, ırk farkı gözetmemişlerdir. Özellikle Çişti hankâhları konukseverlik ve cömertlikleriyle bilinmektedir. Hankâhların farklı hizmetleri sayesinde sûfiler, Hintlilerin İslamlaşmasını sağlamışlardır.6²

 

Tasavvuf ve Hint Mistisizimi Mukayesesi

 

Hint mistisizminin tasavvuf üzerindeki etkisi, eskiden beri tartışma konusudur. Hint alt-Kıtasında tasavvufun güçlenmesi, bazı Hint ve İslâm mistik yöntemlerin birbirine benzemesi, Hallâc-ı Mansur’un ve Beyazıd-ı Bistami’nin Hindistan’la ilişkisi, el-Biruni’nin 11. yüz- yılda bir Brahman hocası yardımıyla Patanjali’nin Yoga Sutraları’nı Arapça’ya tercüme etmesi, 1200‘lerde Yoga metinlerinin İbn Arabi tarafından bilinmesi, Babür Sultanı Ekber zamanında Ramayana, Bagavad Gita ve diğer Hindu öğretilerinin Farsça’ya tercüme edilmesi, Hindistan’da eğitim gören Müslüman mutasavvıf ve felsefecilerin eser- leri ile Batılı-Vahhabi akımların bu yöndeki iddiaları tartışmaların günümüzde de devam eden temel sebepleridir.6S

 

Hindistan doğal olarak sufi ve Hindu mistik değerleri arasındaki mistik birlik hissinin en çok ifade edildiği yerdir. İbn Ataullah, Mısır ve Mağrib bölgelerinde çeşitli yoga tekniklerini tanıtmıştır. Mevla Baksh ve İnayet Han’ın64 eserlerinde bulunan yoginin meşhur şarkısı Hz. Peygambere atfedilmektedir. Hindu, Sih ve Müslümanlar tarafından ermiş kabul edilen Bakti Şairi Kabir, “Ram”65 ve “Rahim” kelimeler arasında fark olmadığını anlatır. Kendisi Çiştiyye Tarikatı mensubu olmasına rağmen Müslüman olmayan müritleri de kabul etmiştir. Hindu ve Sihlerin kendi dinlerindeki ibadetlerine devam etmelerine müsade etmiştir.66 Marc Gaborieau’ya göre Hint düşüncesi ile tasavvuf arasındaki şekli benzerlikler ilgi geçicidir.67 

 

Tasavvuf ve Hint mistisizmi etkile- şimine dair kuram ve pratikler maddeler halinde şöyle sıralanabilir: a.Vahdet-i vücud-Nirvana.68 b. Letâif-Çakralar c.Çile-Yoga d. Ziyaret-Yatra e. Teberruk-Prasad  f. Sema/Kavvali-Bhajan g.Tütsü çubukları h.Tesbih ve hırkalar i.Türbelere hürmet

 

Yukarıda belirtilen hususlar zahiren birbirlerine benzese de taklide indirgenemez. Özellikle İmam Sirhindi gibi Hint mutasavvıflar böyle etki ve taklit konusuna giren uygulamaların hakikatini ve tasavvufi anlamını açıkça anlatmakta ve bunların İslâm unsurlarından nasıl kaynaklandığını izah etmektedirler.

 

Tasavvufun Hint Alt-Kıtası’ndaki tesirinin neticelerinden biri, kast sistemini destekleyen Hinduizmin doktrinlerinde ve bazı sapkın uygulamalarında değişikliğe gitme zorunluluğu hissedilmesidir. Sûfi hankâhlarından eğitim ve manevi terbiye alarak yetiştirilen Hinduların sayısı fazladır. Dolayısıyla Hindistan’da tasavvufun etkisinin yerli Hindu inancına da yansıdığı söylenebilir. Ünlü Hindu din reform- cusu Raca Ram Mohan Ray gibi çok sayıda Hintli, medreselerde ve hankâhlarda yetişmiştir.62 Hindistan’da tasavvufun Müslüman top- lumunun gelişmesine sağladığı katkılar ve oynadığı rolün farklı yön- leriyle çalışılması gereken bir konudur.70

 

Mutasavvıflar r yerel dillerinde, özellikle Hintçe’de eserler, şiirler ve sözler kaleme alıp dil ve edebiyatı zenginleştirmişler. Urduca’nın teşekkül ve gelişiminde de sufilerin rolü büyüktür. “Urduca’nın Atası” olarak bilinen Amir Husro Dehlavi, Çişti şeyhlerdendir. Şeyh Husro, asker dili olarak ortaya çıkan Urduca’ya şiir ve ilahiler katarak bu dili Hint Müslümanları arasında kullanılan en popüler dil haline getirmiştir.7¹

 

Hindu kutsal kitapları ile Kur’an-ı Kerim âyetleri arasında ortak noktalar görülmektedir. Peygamberlerin ve Hindu avataraların hikâ- yeleri arasındaki benzerlikler ilk dikkat çekenlerdir. Hint kutsal eserle- rinde “Kalki” avataranın zuhurunun beklenmesi Hz. Peygamber’in (s.) nübüvvetini andırmaktadır.7² Bu bakış açısı doğrultusunda Hinduizm, tarih içinde tahrife uğrasa da aslında kutsal bir din olarak ortaya çık- tığı söylenebilir.7S

 

Buna göre aynı bölgeyi paylaşan farklı kültürlerin birbirlerin etki- lemesi normal bir durumdur. Etkileşim ne kadar fazla olsa da İslâm tasavvufunun Kur’an ve Sünnet’e dayalı yapısının muhafazasına sufi- ler de dikkat çekmişlerdir. Tasavvufun Hindistan’ın sosyal yapısında getirdiği etki ve tesirleri Hinduların sûfi gelenek ve merkezlerine karşı gösterdiği saygının tek taraflı olduğu iddiasını savunan tarihçiler de teyit etmektedirler. 74

 

Sonuç

 

Hindistan yarımadasında İslâm’ın kuruluş ve gelişiminde mutasavvıfla- rın ve kurumlarının önemli rolü vardır. 13. yüzyıldan itibaren Hindistan’a yerleşen mutasavvıflar, sadece Müslümanlar üzerinde değil, diğer din mensupları nezdinde de manevi otorite konumunda olmuşlardır.

 

Hindistan’da sistemli eğitim kurumlarının ilk örneğinin sufi hankâhlar olduğu kabul edilir. İhtiyaç sahiplerinin sığınağı konu- munda olan hankâhların çoğu Hint kast sistem ve dokunmazlığın- dan muzdarip insanların yaşadığı kırsal bölgelerde yapılmıştır. Hankâhlar manevi eğitimle beraber ruhsal irşat ve çeşitli sosyal yardımları din, dil ve ırk farkı gözetmeksizin herkese yönelt- miştir. Bu faaliyetler, bölgede İslam’ın yayılışını hızlandırmıştır. İslam’ın tevhid, kardeşlik, insanlık gibi erdemlere dayanan öğretisi, Hinduizm’de değişim hareketlerinin ortaya çıkmasına zemin hazır- lamıştır. Kast sistemin alt tabakasındaki insanların İslâm’ı kabullen- mesi, Hint din adamlarını dini yeniden gözden geçirme ve güncelleme yönünde hızlı adım atmaya mecbur kılmıştır. Kültür-din-kast-sosyal farklarıyla birbirinden ayrılan Hintlilerin bu noktada ortak nokta- larından birinin tasavvuf olduğu söylenebilir. Her kesimden insan hankâhları, bayramlarda ve özel günlerde ziyaret etmekte, manen istifade etmekteydi.

 

Sihizm Kurucusu Guru Nanakın (1469-1539) Sih ideolojinin teşekkülünde tasavvuf ve özellikle Çiştiyyeden etkilemiştir. Onun yaşadığı dönemde Pancab, mutasavvıfların nüfuz sahibi olduğu bir şehirdi. Mekke, Bağdat ve Afganistanla seyahat eden Guru, İslam’ı ve tasavvufu yakından tanımıştır. Çişti şeyhlerinden Pancablı Fariduddin Gance-i Şeker (ö. 1265)’i kendi manevi mürşid kabul eden Guru Nanak, dönemindeki diğer sufi şahsiyetleriyle de irtibat kurmuştur. Sih önderlerinden Guru Arcan Devi’n davetiyle Pancab’taki Sihlerin merkezi tapınağı “Altın Tapınağın” temel atma merasimine Kadiri şeyhi Miyan Mir de katılmıştır.75

 

Hindistan’a farklı kültürlerin uyum ile yaşama yolunu açan tasav- vuf, hoşgörü, kardeşlik, vatan sevgisi gibi insani erdemlere dayanan güçlü bir sosyal yapı kurmuştur. Tasavvuf, Hindistan’da Müslüman toplumun çok dinli kültür ortamında kendi kimliğini korumasına yardım eden en önemli unsurlardandır. Bireylerin manevi terakkinin yanında, Müslüman azınlıkta olduğu coğrafyada tasavvuf ehlinin üst- lediği sorumlulukları daha da artmaktadır.

 

Tasavvuf, sadece dil değil Hint sanat alanına da katkıda bulun- muştur. Kavvali diye adlandırılan Güney Asya’nın mistik müziğiyle, Sitar ve Tabala gibi müzik enstrümanları da Amir Husro’nun icatla- rındandır. Hint gazel ve diğer müzik türlerinde, Hint mimarisinde İslam tasavvuf etkisinin açıkça görüldüğü söylenebilir.

 

 

2 Miller Roland Eric, The Mappila Muslims of Southwest India- A Study in İslâmic Trends, U.S.A: University Microfilms International, 1973, s. 408. 3 Sayıd Zahir Husain Cıfrı, The İslâmic path: Sufism, polıtıcs and society in India, Yeni Delhi: Konrad Adenauer Yay., s. 179 4 Holt, Peter Malcolm ve diğerleri, The Cambridge history of İslâm 2, Cambridge university press, s. 2303.

 

5 Miller Roland Eric, The Mappila Muslims of Southwest India- A Study in İslâmic Trends, s. 408. 6 Annıemarie Schimmel, Sufism in Indo-pakistan: Mystical Dimensions of Islam, Chapel Hill: The University of North Carolina Press, 1975, s. 344. 7.Age., s. 344. 8.Sajida Sultana Alvi, Perspectives on Mughal İndia: Rulers, Historians, Ulama and Sufis, Oxford university press, s. 4. 9 Age., s. 9. 10Annıemarie Schimmel, Sufism in Indo-pakistan: Mystical dimensions of İslâm, s. 345. 11.Michael Hamilton Morgan, Lost History: The enduring legacy of Muslim scientists, thinkers, artists, Washington D C: National Geographic, s. 377. 12.Raziuddin Aquil, Sufism, Culture And Politics. Afghans And İslâm İn Medieval North İndia, Yeni Delhi: Oxford University press, 2007, s. 9. 13  Age., s. 11.14  Marc Gaborieau, Hint alt-kıtasında İslâm Tarikatları: İslâm dünyasında Tarikatlar, gelişmeleri ve aktüel durumları, Süf Yay., 2004, s. 210. 15  Age., s. 212. 16  Age., s. 34. 17  Age., s. 33. 18  Age., s. 211. 19  Muhammed Nishad Babu, The Sufi tradition and influence of Kerala, Muslim heritage Centre, s. 67. 20  Raziuddin Aquil, Sufism, culture and politics: Afghans and İslâm in medieval north india, s. 6. 

 

21  Anniemarie Schimmel, Sufism in Indo-pakistan: Mystical dimensions of İslâm, s. 346. 22  Carl W Ernest and Bruce B Lawrence, Sufi martyrs of Love, s. 4. 23  Judith E Walsh, A brief history of India, New York: State university of New York, 2006, s. 80.  24.TDV İslam Ansiklopedisi internet sitesi, Türkiye Düyanet Vakfı Yay., https.//islamansiklopedisi. org. tr/arama/? q=Cistiyye&p=m, s. 8/345. 25  Arya Gholam-Ali ve diğerleri, Chishtiyya In Madelung, Wilferd, Daftary, Farhad: Encyclopaedia İslâmica, s. 437. 26  M. Ali Khan and S. Ram, Encyclopaedia of Sufism: Chisti Order of Sufism and Miscellaneous Literature, Anmol Yay., 2003, s. 34. 27  Marc Gaborieau, Hint alt-kıtasında İslâm Tarikatları, K: İslâm dünyasında Tarikatlar: gelişmeleri ve aktüel durumları, s. 201. 28  K.A. Nizami, Čishtiyya. Encyclopaedia of İslâm, Edi: P. Bearman, Th. Bianquis, C. E. Bosworth, E. van Donzel, and W. P. Heinrichs. Brill Yay., 2011, s. 327. 29  Carl W. Ernst ve diğerleri, Sufi Martyrs of Love: The Chishti Order in South Asia and Beyond Palgrave Macmillan, New York Yayi., 2002, s. 269. 30  Anniemarie Schimmel, Sufism in Indo-pakistan: Mystical dimensions of İslâm, s. 232. 

 

31  Raziuddin Aquil, Sufism, culture and politics: Afghans and İslâm in medieval north india, s. 16. 32  Adam Nayyar, Origin and History of the Qawwali, İslâmabad: Lok Virsa Research Centre Yay., 1988, s. 5.33  Omar Rashid, Chasing Khusro, Chennai: The hindu Yay., 2012, s. 234  Palgrave Macmillan, Sufi Martyrs of Love: The Chishti Order in South Asia and Beyond, Oxford: The Oxford Dictionary of İslâm, 2004, s. 53. 35  Carl W Ernest and Bruce B Lawrence, Sufi martyrs of Love, s. 5. 36  Aaj rang hai’ - Qawwali revisited, TwoCircle.net, (erişim:16.09.2015) 37  Sajida Sultana Alvi, Perspectives on Mughal İndia: Rulers, Historians, Ulama and Sufis, s. 15. 38  Judith E Walsh, A brief history of India, State university of new york, 2006, s. 80; Geniş bilgi için bk. Ahmet Cahid Haksever, Yakub-ı Çerhî ve Tasavvuf Anlayışı, İnsan Yayınları, İstanbul 2009, ss. 39-53; Necdet Tosun, Bahâeddin Nakşbend, İnsan Yayınları, İstanbul 2015. 39  Dru Gladney, Muslim tombs and ethnic folklore: charters of Hui identity, Journal of Asian studies, 1987, s. 48-49. 40  K Alikty Musliyar, İslam alemi, Calicut: Islamic Publishing Academy Yay., 1423, s. 450. 

 

41  K C abdul Rahman, Sufis of Malappuram and their creative social interferences, (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi), Darul huda İslam üniversitesi, Malappuram 2012, s. 57. 42  K C abdul Rahman, Sufis of Malappuram and their creative social interferences, Calicut: ISA Yay., s. 59.  43 TDV İslam Ansiklopedisi internet sitesi, Türkiye Düyanet Vakfı Yay., https.//islamansiklopedisi. org.tr/arama/?q=Cistiyye&p=m, s. 38/42. 44  Anniemarie Schimmel, Sufism in Indo-pakistan: Mystical dimensions of İslâm, s. 245. 45  Age., s. 245. 46  Contemporary relevance of İslâm, Indian council of cultural relations, 1993, s. 174. 47  Anniemarie Schimmel, Sufism in Indo-pakistan: Mystical dimensions of İslâm, s. 254. 48  Marc Gaborieau, Hint alt-kıtasında İslâm Tarikatları, K: İslâm dünyasında Tarikatlar: gelişmeleri ve aktüel durumları, s. 204. 49  Sufism: an entry from Encyclopaedia of the world of İslâm, MIU Yay., 2012, s. 230. 50  Anniemarie Schimmel, Sufism in Indo-pakistan: Mystical dimensions of İslâm, s. 256. 51  Mezarı Kuzey Hindistanda Uttar Pradeş eyaletinin Makanpur bölgesinde bulunur. 52  S R Bakshi, Advanced history of medieval India, Anmol Yay., 2003, s. 348. 53  www.shazuli.com, 2013, s. 3. 54  Sajida Sultana Alvi, Perspectives on Mughal İndia: Rulers, Historians, Ulama and Sufis, s. 9. 55  Age., s. 12. 56  Age., s. 14. 57  Age., s. 14. 58  Ahmet Cahit Haksever, Tasavvufa Dair Güncel Meseleler, Anıl grup matbaacılık, 2015, s. 42. 59  Sajida Sultana Alvi, Perspectives on Mughal İndia: Rulers, Historians, Ulama and Sufis, s. 14. 60  Age., s. 14. 

 

61  Raziuddin Aquil, Sufism, culture and politics. Afghans and İslâm in medieval north india, s. 376. 62  Raziuddin Aquil, Sufism, culture and politics. Afghans and İslâm in medieval north india, s. 16; Anniemarie Schimmel, Sufism in Indo-pakistan: Mystical dimensions of İslâm, s, 232, 345. 63  Cemil Kutlutürk, “Tasavvuf Alanında Yazılmış İlk Hintçe Eserlerde Hindu İnanç ve Kültürüne Ait İzler: Mirigavati Örneği”, Türkiye’de Dinler Tarihi’nin Kurumsallaşması Sürecinde Prof. Dr. Abdurrahman Küçük, Edit: Prof. Dr. Ahmet Hikmet Eroğlu, Ankara: Berikan Yay.,ss. 626-644. 64  Hint-Müslüman sufi kültürünü tanıyıp Batı7ya anlatmıştır. “Evrensel Sufizm” adlı mistik ekolün temsilcisi. 65  Hindu inancına göre, Tanrının avatara (halife)’lardan biri. 66 Marc Gaborieau, Hint alt-kıtasında İslâm Tarikatları, K: İslâm dünyasında Tarikatlar: gelişmeleri ve aktüel durumları, s. 218. 67  Age., s. 216. 68  Imran Shaik, Is it true that Sufi version of İslâm was heavily influenced by Hinduism, www. quora.com (erişim:06.06.2016) 69  William Dalrimble, Last Mughal: The Four Of A Dynasty, Delhi: Penguin books, 1857, s. 77. 70  Deepak Chathurvedi, İmpact of sufism in India, İmportant India.com, (erişim:19.03.2014) 

 

71  Omar Rashid, Chasing Khusro, Chennai: The hindu Yay., s. 3. 72  Dr. Ved Prakash Upadhyay, Muhammad in the Hindu scriptures, Yeni Delhi: A S Noordeen Yay., s. 37; Cemil Kutlutürk, “Has Kalki Already Appeared as Ali? The Influence of Hindu Bliefs on the Nizari Ismaili Khojas: A Case Study of the Ginans”, Journal of Shia Islamic Studies, 10:1, 2017, ss: 35-60. 73  Tasavvuf ve Hindistan, http://docplayer.biz.tr./ (erişim:21.07.2008) 74  R Upadhyay, Sufism in India: Its Origin, History And Politics, www.southasiaanalysis.org (erişim:16.02.2004), s. 9. 75  Ganda Singh, Baba Farid – A Real Saint in Attar Singh, ed., Socio-cultural Impact of Islam, Chandigarh: Punjabi University Yayi., 1976, s. 16. 

 

Ujampady, Musthafa














© ercandede.com