

Ailede Görev Dağılımı
Kocanın Vazifeleri
Dinimizde yuvanın reisi ve sorumlusu erkektir. Sevk ve idare ondadır. Erkek hakka uyduğu, hayırlı ve doğru olanı istediği sürece kadının kocasına itaat etmesi farzdır.Burada itaat edilen koca değil, onun temsil ettiği makamdır. Aile reisliği yüce Allah'ın erkeğe yüklediği bir görevdir. Bu reis, yüce Allah'ın ailedeki halifesi ve görevlisidir. Koca aile içinde hak dinin bekçisi, ilâhî emirlerin takipçisive güzel ahlâkın temsilcisidir. O yuva içinde emredilen farzları yapmak ve haramlardan kaçmakla yükümlüdür. Aile fertlerinin geçim, bakım, terbiye ve heplerinden sorumludur. Onu teftiş eden ve hesabını görecek olan yüce Allah'tır. Koca, hanımına haram bir işi emretme hakkına sahip değildir; emrederse sözü dinlenmez. Hanımdan istenen şeyler dinimizin emirleri ise ona itaat Allah'a itaat olur. İtiraz ise hakka karşı gelmektir; bunun Dinimizde iki kişi bir yola çıksa, birinin sorumlu/başkan olması gerekir. Diğeri ona tâbi olur. Yolun düzeni ve selâmeti ancak buna bağlıdır. Yuva da böyledir ve ondaki sorumluluk daha önemlidir. Yuva, senelerce, ölüme kadar sürenbir beraberlik ve yolculuktur. İşin bir de âhireti vardır. Bu yolun sonu cennettir. İşte dinimize göre aile kurumu, cennete gitmek için yola çıkmış bir kocanın ve hanımının Allah için sözleşmesidir. Onları cennete çağıran ve içindeki ebedî saadeti vaad eden âlemlerin sahibi yüce Allah'tır. Kim O'nun çağrısına uyarsa -inşallah- cennete girer. O'nun çağrısı dindir. Çağıran Hz. Muhammed'dir (s.a.v). Bu çağrı bize kadar gelmiştir. Cenneti arzulayan ve Allah'ın cemâlini görme hasretiyle yanan bir kadın ve erkek için eri önemli iş, gönül hoşluğu ile yüce Rabb'inin davetine ve davetçisine uymaktır. Koca bu yolda bir vasıtadır. Bir kadın yüceAllah'a itaatini kocası üzerinde görür ve gösterir. Koca da böyledir. Onun da edep aynası ailedir. Bu duruma rahmet Peygamberim (s.a.v) şöyle dikkat çekmiştir: "Bir kadın kocasına ait bütün hakları yerine getirmedikçe Allah'ın haklarını yerine getirmiş olımaz.(Bezzâr, Müsned, nr. 1472; Taberânî, el-Kebîr, nr. 5084; Heysemî, Mecmau'z- Zevâid, 4/308)

Erkek de kadın da kuldur. Kulun kula hükmü ve hâkimiyeti olmaz. Aslında hiçbir kul, kendiliğinden itaati hak etmez. Bir peygamberin bile kendinden kaynaklanan bir yetkisi, etkisi ve insanları bağlayıcılığı yoktur. Onu âlemlerin Rabbi yüce Allah seçer, sever, insanların önüne kendi yolunda rehber yapar ve kullara da, "Buna itaat edin" emrini verir; işte o zaman o şahsa itaat etmek her kula farz olur. Bu durumda peygambere itaat yüce Allah'a itaattir. Aynen bunun gibi, bir koca da kendi başına itaati hak etmez. Ancak getirildiği makam ve üstlendiği görevi icabı itaat gerekli olur; çünkü Allah onu bir ailenin reisi yapmıştır. Kendisini bu işe göre yaratmıştır. Bu yaratılış kabiliyetine göre ona görev ve yetki vermiştir. Bu görev aile fertlerini koruma, terbiye etme, ihtiyaçlarını giderme ve onları hak üzere yönetmedir. Ailenin varlık sebebi, keyif ve eğlence değil, ilâhî emanetleri taşımaktır. Bu emanet güzel kullukla hak dini yaşamak ve temsil etmektir. Bu temsilde reis olan baba, yüce Allah'a karşı sorumludur. Baba yuvayı edep ve adalet üzere yönetmekten sorumludur. Kendisine ve ailesine, Allah'ın hükmüne göre güzel olan şeyleri emreder, kötü olan şeyleri yasak eder. Kendisi bu hükümleri gücü nisbetinde uygular, diğerlerine örnek olur. Ailede kadın, haddi aşıp haramlara bulaşınca ailenin reisi seyirci kalamaz. Görevi ve şefkati gereği onu düzeltmeye çalışır. Bu düzeltmeyi yaparken nazın ve sözün fayda vermediği yerde tepki ve tedavi değişir. Bir kadının, kendisine Allah'ın hükmünü söyleyen kocasına itaat etme görevi vardır. Bu itaat görünüşte kocaya, aslında Cenâb-ı Hakk'adır; çünkü kocanın ondan istediği her şeyi yüce Allah istemektedir. Koca, baba sıfatıyla da çocuklarına karşı aynı görevdedir. Koca gibi, hakkı tebliğ eden hoca, âlim ve mürşidler de hak adına itaati hak eder. Hakkı ve adaleti ayakta tutan idareciler de böyledir. Halk arasında güzel bir tabir vardır: "Hak karşısında boynum kıldan incedir."Yiğitlik, tevazu gösterip hakka boyun eğmektir.Eğer evin reisi olan erkek kötü işleri emrediyorsa, ailesi ona itaat etmez. Çünkü bu reis adaleti çiğnemiş, görevini kötüye kullanmış ve bundan dolayı itaat edilme hakkını kaybetmiştir. Allah'a isyanda hiçbir kula itaat edilmez. Bu durumda kadının değil, kocanın uyarılması ve ıslah edilmesi gerekir.

Hanımın Vazifeleri
Bir kadın yuvaya girmeden önce, ailesi tarafından yuvaya hazırlanmalıdır. Kadına lâzım olacak işler, sanatlar, hizmetler ve güzel ahlâklar öğretilmelidir. Arada bir güzel fikir ve tavsiyeler ile gençlerin gönül hazinesini zenginleştirmelidir. Anneler ve babalar kızlarını yeni yuvaya emanet ederken, verdikleri terbiyenin meyvesini alacaklarını bilmelidir. Terbiye bir babanın ve annenin çocuklarına bıraktığı en kalıcı mirastır. Onlara verilen terbiye iyi ise faydalı, kötü ise zararlı bir miras ve ad bırakılmış olur. Esma bint-i Hârice el-Fezârî evlenip zifafa gireceği kızına şu öğütlerde bulunmuştur: "Yavrucuğum! Artık doğup büyüdüğün yuvandan çıkıyorsun ve hiç tanımadığın birine hayat arkadaşı oluyorsun. Sen ona yeryüzü gibi ol; o da sana gökyüzü gibi olsun. Sen ona istirahat yeri ol; o da sana direk olsun. Sen ona câriye ol; o da sana köle olsun. Bir şey isterken çok ısrarcı olma ki, sana kızmasın. Ondan fazla uzak kalma ki, seni unutmasın. Sana yaklaştığında sen de ona sokul. Senden uzak kaldığında sen de belli bir mesafede dur. Onun burnunu, kulağını ve gözünü kötü koku, ses ve görüntülerden koru. Kocanın burnu senden sadece güzel kokular koklasın. Kulağı sadece güzel sözler işitsin. Gözü sana baktığında sadece güzellikler görsün."
Hz Peygamber (s.a.v), kadının kocasına karşı temel görevlerini ve itaatin sonundaki nimetleri şöyle haber vermektedir: "Kocası kendisinden razı olduğu halde vefat eden her kadın cennete girer."(Tirmizî, Radâ', 10 (nr. 1161); ibn Mâce, nr. 1854.) "Kadın beş vakit namazını kılar, ramazan orucunu tutar, namusunu korur ve kocasına itaat ederse ona, 'Hangi kapısından istersen oradan cennete gir' denilir."(Ahmed, Müsned, 4/341; İbn Hibbân, Sahîh, 9/471; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 4/306; Münzirî, et-Tergîb, nr. 2887) "Kadınlar çocuklarını karınlarında taşır, doğurur ve onlara merhamet ederler. Kadınlar bir de kocalarına karşı nankörlük etmeseler, namazlarını kılanlar cennete girerler!" (60 Ibn Mâce, Nikâh, 62; Ahmed, Müsned, 5/192.) Bir defasında Efendimiz (s.a.v), "Cehennemi gördüm; baktım, oradakilerin çoğunun kadınlar olduğunu gördüm" buyurdu. Bunu işiten kadınlar, "Neden ya Resûlallah?" diye sordular. Efendimiz (s.a.v) şöyle cevap verdiler: "Çünkü siz kadınlar çok şikâyette bulunuyor, kocalarınıza nankörlük ediyorsunuz."(Buhârî, îdeyn, 7; Müslim, îdeyn, 4; Ebû Davud, Salât, 19. 248; Nesâî, îdeyn, 19) Resûl-i Ekrem (s.a.v) zararın nereden geldiğine şöyle dikkat çekiyor: "Cenneti gördüm; baktım, kadınlar orada çok az. 'Kadınlar nerede?' diye sordum; cennetin bekçisi bana, 'İki kırmızı madde onları cennete girmekten alıkoydu' dedi." (Buhârî, Rikak, 16; Tirmizî, Cehennem, 11; Ahmed, Müsned, 1/234; İbn Hibbân, Sahîh, 16/521) Resûlullah'ın (s.a.v), iki kırmızı ile kastettiği şeyler, kadınların israfa kaçan ve fakirleri kıskandıran ziynetleri ile giydikleri süslü elbiselerdir.İbn Abbas (r.a) anlatıyor: Has'am kabilesinden bir kadın gelerek Hz. Peygamber'e(s.a.v), "Ey Allah'ın Resulü! Benim kocam yok ve evlenmek istiyorum. Kocanın hanımı üzerindeki hakları nelerdir?" diye sordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: "Bir kadının kocasına karşı görevleri şunlardır: Kocası onu cinsî ihtiyacı için çağırdığında hiçbir engel çıkarmadan hemen yerine getirir. Kocasından izinsiz evden bir şey vermez. Eğer verirse, sevabı kocasının günahı da kendisinin olur. Kocasından izin almadan nafile oruç tutmaz. Şayet tutarsa sadece aç ve susuz kalmış olur, hiçbir sevap kazanamaz. Kocasından izinsiz evinden çıkmaz. Eğer çıkarsa eve dönünceye veya tövbe edinceye kadar melekler o kadına lanet eder."(Bezzâr, Müsned, nr. 1464: Ebû Ya'lâ, Müsned, nr. 2455; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 4/307. Beyhakî, es-Sünenü'l- Kübrâ, 7/292; İbn Hacer, el-Metâlibü'l-Aliye, nr, 1611, 1612)Kocanın hakkının büyüklüğünü şu hadisten daha güzel anlatan bir söz yoktur: "Eğer birine Allah'tan başkasına secde etmesini emredecek olsaydım; kocanın hanımı üzerindeki hakkının büyüklüğünden dolayı kadının kocasına secde etmesini emrederdim."(Ebû Davud, Nikâh, 41; Ibn Mâce, Nikâh, 4; Ahmed, Müsned, 4/381; Hâkim, el Müstedrek, 2/187)Efendimizin (s.a.v) belirttiği gibi, evlenen bir kadının üzerindeki en büyük hak kocasının hakkıdır. Erkek için ise annesinin hakkı bütün hakların önünde gelir. (Bezzâr, Müsned, nr. 1462; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 4/309.)Erkek önce annesinin ve babasının, sonra hanımının hakkını düşünmelidir. Annesini üzüp hanımını sevindiren bir kimsenin yüzü gülmez. Böyle yapanın hayatı sıkıntılı, ölümü zor, hesabı çetin olur. Bu konuda sahabeden Hz. Alkame'nin (r.a) vefat anında yaşadığı hal çok ibret vericidir.
Saadet asrında başta Allah Resûlü'nün hanımları olmak üzere, diğer sahabehanımları evin iç işlerinde gerekli hizmetleri görüyorlardı. Yemek yapmak, evintemizlik ve düzenini sağlamak, çocuklarla ilgilenmek, gelen misafirlere ikrametmek gibi işler kadının tabii görevleri arasındaydı.Kadının kocasının evindeki eşyalarını ve malını korumak da ayrı bir görevidir.Hz. Âişe validemiz (r.ah), Allah Resûlü'nün elbiselerini bazan yıkayarak bazaneliyle ovalayarak temizlediğini,(Buhârî, Vüdû, 64; Müslim, Taharet, 105, 108; Begavî, Mesâbîhu's-Sünne, nr.342-343.) hatta Efendimiz (s.a.v) mesciddeitikâfta iken başını yıkayıp taradığını haber vermiştir.(Buhârî, Taharet, 113, Savm, 79; Müslim, Hayız, 6-10; Nesâî, Taharet, 176.)Yine Âişe validemiz (r.ah) der ki:"Allah Resûlü'nün hanımları içinde Safiyye'den (r.ah) daha güzel yemek yapankimse görmedim. Bir defasında yemek yapıp benim odamdayken Resûlullah'a (s.a.v)göndermişti. Kıskançlıktan olsa gerek yemek tabağını görünce beni bir titremealdı, kendimi tutamadım ve tabağa vurup kırdım. Allah Resûlü'ne,'Bunun cezası nedir?' diye sordum;'Kırdığın tabağın yerine yeni bir tabak, döktüğün yemeğin yerine de benzerini yapıp ona göndermendir' buyurdu." (Ebû Davud, icâre, 89; Tirmizî, Ahkâm, 23; Nesâî, İşre-tü'n-Nisâ, 4)Yine Âişe validemiz (r.ah) der ki: "Allah Resulü ashabı ile birlikte oturuyordu.Kendisine yemek yaptım. Diğer hanımı Hafsa da (r.ah) yemek yapmıştı. Benden önceEfendimiz'e (s.a.v) gönderdi. Bu beni rahatsız etti." (İbn Hacer, Fethu'l-Bârf, 5/420 (Beyrut 2000))Bir defasında Allah Resulü, evine getirdiği misafirleri için Hz. Âişe validemize(r.ah), "Ey Âişe, bize yiyecek getir, bize su getir" şeklinde talepleri olmuş veannemiz hepsini hazırlayıp ikram etmiştir.(Ebû Davud, Edeb, 95; ibn Mâce, Mesâcid, 6; Hâkim, Müstedrek, 4/271) Resül-i Ekrem'in (s.a.v) pak zevceleri arasında Zeyneb binti Cahşn (r.a), hamur yoğururdu, ayrıca deri tabaklar, temizler, kurutur ve ondan bir şeyler dikerek satar, para kazanır, Allah yolunda sadaka verirdi.(bk. Müslim, Nikâh, 9, 89; Ahmed, Müsned, 3/165; İbn Tabakat, 8/85-86.)Allah Resulü, kızını Hz. Osman (r.a) ile evlendirdiği zaman, "Kızım, Osman'aikramda bulun. Ona iyi hizmet et" diye tembihlemiştir.Resûlullah (s.a.v), kızı Fâtıma'yı (r.ah) evlendirdiği zaman ona, "Sen evin iç işlerini gör, Ali de evin dış işlerini görsün" buyurarak, aralarında iş taksimi yapmıştır.(İbn Hacer, el-Metâlibü'l-Âliye, nr. 1594)Hz. Fâtıma (r.ah) evin iç işlerine yetişemediği için Allah Resûlü'nden bir hizmetçi istemek zorunda kalmış; fakat Efendimiz (s.a.v) önce diğer fakir müslümanların ihtiyacını düşündüğü için kendisine hizmetçi verememiştir.(Buhârî, Menâkıb, 38 (nr. 5362); Müslim, Zikir, 80-81 (nr-2727); Ebû Davud, Edeb, 109 (nr. 5063); Tirmizî, Da-avât, 58 (nr. 3408); Ahmed, Müsned, 1/106.)

Âlimler söz konusu hadislerden şu hükümleri çıkarmışlardır: 1. Evin iç işlerinden kadın sorumludur. Kadın, gücünün yettiği ölçüde yemek yapmak, ekmek pişirmek, evin temizliği gibi örfen bir kadından beklenen şeyleri yapmakla yükümlüdür. 2. Bu işler kadına ait olmasaydı, Resûlullah (s.a.v) Hz. Ali'yi (r.a) uyarır, ona bu işleri kendisinin yapmasını veya yapacak birini bulmasını emrederdi. 3. Kadın şerefli bir aileden gelse veya itibarlı bir meslek sahibi olsa bile, kocası fakir olup hizmetçi tutma imkânı yoksa bu tür işler ona aittir.(İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, 10/634-635) 4.Bütün bunlar dinimiz tarafından güzel ve gerekli görülmüştür. Örf de böyleoluşmuştur. Tarihimizde yuva bu anlayış üzere şekillenmiştir. Kadının fıtratına da bu özellikler yerleştirilmiştir. Normal durumlarda görev dağılımı böyledir. Ancak bazan durum tam tersine gelişebilir. Kadın hasta, yaşlı, aşırı meşgul olup evin hizmetlerini göremeyebiiir. Bu durumda başka bir çıkar yol bulunmazsa yemek, temizlik gibi işleri geçici olarak erkek üstlenir. Bazan erkek zaruri sebeplerden dolayı nafaka temininden âciz kalabilir. Bu durumda kadının imkânı varsa meşru dairede evin geçimine yardım etmesi büyük bir hayır ve fazilet olur. Sahabeden Abdullah b. Mesud'un (r.a) hanımı Zeyneb (r.ah) el sanatı ile yaptığı işlerden para kazanır, eşine ve çocuklarına harcardı. Bunun bir sevabının olup olmadığını Efendimiz'e (s.a.v) sorunca şu cevabı aldı: "Sen kocana ve çocuklarına harcama yapmaya devam et; bunda senin için iki çeşit sevap vardır. Biri, yakınlarını gözetme sevabı, diğeri de sadaka sevabıdır."(Ahmed, Müsned, 2/373; Bezzâr, Müsned, nr. 949; Hey-semî, Mecmau'z-Zevâid, 3/117-118)Atalarımızın, "Yuvayı dişi kuş yapar" sözü boşuna söylenmiş değildir.
Bazı âlimler kadına ev işlerini emreden bir âyet yok diye onlara belirligörevler dışında evdeki hizmetlerin farz olmadığını söylemiştir. Bu tesbite göre kadının kocasına karşı temel görevleri şunlardır: 1. Koca istediği zaman cinsî ihtiyacını görmek. 2. Hamile ise çocuğunu taşımak ve doğurmak. 3. Kocasına itaat etmek, namusunu korumak. Bunlar böyle olmakla birlikte annenin ev içindeki görevlerini sadece bunlardan ibaret görmek, ailede güzel geçimi sağlamak ve huzuru temin için yeterli değildir. Erkeğin cinsî ihtiyacı sürekli olmaz. Çocuk ömürde belirli sayıda olur. Anne kısır, baba hasta veya ihtiyar ise çocuk derdi hiç bulunmaz. Halbuki evdeki yeme içme, temizlik, eşyaların bakımı, evin kontrolü her zaman olur. Yukarıda verdiğimiz hadisler, kadının evde yapacağı birçok hizmetin bulunduğunu göstermektedir. Özellikle, "Kadın da kocasının evinden ve çocuklarından sorumludur" (Buhârî, Ahkâm, 1; Müslim, imâre, 20; Ebû Davud, İmâ-re, 1, 13; Tirmizî, Cihâd, 27; Ahmed, Müsned, 2/5, 54, 55; ibn Hibbân, Sahih, nr. 4491)hadisi, kadına evin içinde pek çok sorumluluk yüklemektedir. Sorumlu demek sahip çıkan, koruyan ve ıslah eden demektir. Evin içinde kocanın haklarından başka korunacak çok şey vardır. Evin temizliği, düzeni, çocukların bakımı, korunması, temizliği ve bir derece eğitimi, misafirlere ikram, yuvanın komşularla olan hukukunun güzel olması bunların başında gelmektedir. Koca, kadından hizmet beklerken, dinimizin kendisinden istemediği şeyleri talep etmemelidir. Örf ve âdetlerden gelen yükler ve sorumluluklar bazan kadına zulüm derecesine çıkmaktadır. Kadın annelik ve ev işleri dışında fazla yıpratılmamalıdır. Kocanın, maddî imkânı varsa hanımına yardımcı olacak ev aletleri veya hizmetçi tedarik etmelidir. Koca hiçbir özrü yokken zaruri nafakayı temin etmekten, çalışmaktan ve evin dış hizmetlerinden kaçamaz. Bunları yapmadığı gibi evin dış işlerini kadınına yüklemesi zulümdür, günahtır. Kadın, özürsüz olarak evini ve kendisini ihmal eden, günlük zaruri ihtiyaçlarını sağlamayan ve bu ihmalinde ısrar eden bir kocadan boşanma davası açabilir. Bundan mesul olmaz.
Evin geçim masraflarından erkek sorumludur; ancak bazan kadının desteği gerekebilir. Bu da güç nisbetinde ve meşru dairede olabilir.Ebû Bekir'in (r.a) kızı Esma (r.ah) anlatıyor: "Zübeyr (r.a) ile evlendim. Zübeyr'in bindiği atından ve su çeken devesinden başka ne kölesi ne de yeryüzünde bir varlığı vardı. Ben atının suyunu, yemini verirdim. Atının bakımını yapıyordum. Devesine hurma çekirdeği döver ve yedirirdim. Su taşır, su kabı delindiği zaman tamir ederdim, hamurunu yoğururdum. Bir defasında Medine'nin dışından başımın üstünde hurma çekirdekleri taşıyordum. Efendimiz (s.a.v) ile yolda karşılaştım. Başımın üzerinde, hurma çekirdekleriyle dolu sepet vardı. Beni gören Resûlullah (s.a.v), deveye, "nıh, nıh" diyerek onu çökertti. Maksadı beni terkisine almaktı. Ben erkeklerle birlikte gitmekten utandığım için çekindim, deveye binmedim. Kocam Zübeyr'in kıskançlığı aklıma geldi; çünkü o insanların en kıskancı idi. Allah'ın Resulü benim utandığımı anladı, devesini kaldırıp sürdü. Ben bu olanları Zübeyr'e anlattığımda bana, 'Allah'a yemin ederim ki, senin başının üzerinde çekirdekleri taşıman, Resûlullah'ın terkisine binmenden benim için daha ağırdır' dedi.Sonra babam Ebû Bekir (r.a) bana bir hizmetçi gönderdi, o beni ata bakmaktan kurtardı. Babam bu yaptığı ile sanki beni azat etmiş oldu."(İbn Sa'd, Tabakat, 8/250; Buhârî, nr. 3151; Müslim, nr. 2182; Nesâî, es- Sünenü'l-Kübrâ, nr. 9170; Ahmed, Müs-ned, 6/347).Kocaları İslâm'ın tebliği ve cihad hizmetleriyle meşgul olan Asr-ı saadet kadınları, gerektiği zaman evin iç işleri yanında dış işlerine de el atıyorlardı. Bu kocanın onu ihmalinden değil, durumun gereğinden kaynaklanıyordu. Şu halde aile yükünü kocasıyla birlikte ölene kadar çekecek olan bir kadının hizmetlerini birkaç işle sınırlamak doğru değildir.Hz. Peygamber'in (s.a.v) göz bebeği, seyyidlerin annesi Hz. Fâtıma (r.ah), el değirmeninde elleri kabarıp yara olana kadar un öğütür ve hamur yoğururdu. Bir gün bu durumu kocası Hz. Ali'ye (r.a) açtı. Hz. Ali (r.a), "O zaman babana söyle, gelen esirlerden senin için bir hizmetçi versin" dedi. Hz. Fâtıma (r.ah), Hz. Resûlullah'a (s.a.v) giderek, "Yâ Resûlallah, işlerimde yardımcı olacak, üzerimden ağırlığı kaldıracak bir yardımcıya ihtiyacım var!" deyince, Resûlullah (s.a.v), "Suffe ehli fakir müslümanlar ihtiyaç içinde iken size nasıl hizmetçi ayırayım. Sana bir hizmetçiden daha hayırlı bir şey söyleyeyim mi?" diye sordu, Hz. Fâtıma (r.ah), "Evet yâ Resûlallah!" deyince, Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: "Uyumadan önce otuz üçer defa sübhânellah, elhamdülillah, Allahüekber deyin ve, lâ ilâhel illallahu vahdehû lâ şerike lehu' zikriyle yüze tamamlayın, bu sizin için hizmetçiden daha hayırlıdır".(Buhârî, Menâkıb, 38 (nr. 5362); Müslim, Zikir, 80-81 2727); Ebû Davud, Edeb, 109 (nr. 5063); Tirmizî, Deavât, 58 (nr. 3408); Ahmed, Müsned, 1/106)Efendimiz (s.a.v) kızına iki hizmet şekli belirlemişti: Birincisi yüce Rabb'ine karşı görevleri, diğeri de kocasının ev işleri. Böylece Allah Resulü sevgili kızının bir yandan ibadet, diğer yandan hizmetle olgunlaşmasını, sevap almasını ve gelecek nesillere örnek olmasını istiyordu. İnsanı cennete götüren güzel ahlâkın birtarifi şudur: Allah'ın emirlerini ihlâsla yerine getirmek; O'nun yarattıklarına sevgi ile hizmet etmektir ki,buna da en yakından başlanır.

Kadının kocasının anne ve babasına bakması ve onlara hizmet etmesi bir hayır ve fazilettir. Büyük sevaptır. Bu hizmetler yuvanın huzuru, vefanın gereği ve insanlık icabı gönüllü olarak yapılmalıdır. Hizmet gönülsüz olarak yapılırsa tat vermez ve bir sevap getirmez. Bazan bu hizmetler kadını aşar, yorar ve bunaltır. Bu durumda kocanın, hanımına, "Her ne olursa olsun bunu yapacaksın" demesi doğru değildir. Koca bu durumlarda hanımına yardımcı eleman ve alet tedarik etmelidir. Maddî imkânı yoksa bizzat kendisi yardımcı olmalıdır. Çünkü annesinin ve babasının hakkını korumak, sürekli hizmetlerini yapmak kadına değil, kocanın kendisine farzdır. Şunu da hatırda tutmak gerekir: Bir evin gelini, kayınpederi ile kayınvalidesinin evlâdı olmuştur. Onlara yapacağı her hizmet, kocasına bir vefa olduğu gibi, kendisi için de büyük sevaptır. Hizmet edene hizmet edilir. Seven sevilir. Büyüklerine Allah için hizmet edenlere, büyüyüp yaşlandıkları zaman yüce Allah hizmet edecek kimseler yaratır. Allah Resulü, sahabeden Câbir'e (r.a), niçin bakire bir kızla evlenmediğini sorunca, o şöyle demiştir: "Babam Abdullah vefat etti, bana yedi tane kız bıraktı. Bu kardeşlerime bakması, onların saçlarını taraması ve işleriyle ilgilenmesi için bu işlerde tecrübeli dul bir kadınla evlendim." Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v), yaptığını güzel ve yerinde bularak,"İsabet etmişsin, Allah hanene bereket versin, hayırlı olsun"diye hayır dua etmiştir.(Buhârî, Nikâh, 10; İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, 10/154 )Allâme İbn Hacer (rah) bu hadisin açıklamasında der ki: "Bir kadının kocasına, kocasının çocuklarına ve sorumluluğu altındaki diğer aile fertlerine hizmet etmesi dinimizin istediği ve güzel gördüğü bir şeydir. Kocanın hanımından kendisi dışındaki aile fertlerine hizmet istemesinde bir günah yoktur. Bu konuda yerleşik âdete göre hareket edilir... İmam Mâlik (rah) de, kocasının imkânı olmayınca kadının, itibarlı ve meslek sahibi bir kadın da olsa ev hizmetlerini görmesinin vacip olduğunu söylemiştir."(İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, 10/635)Allah'a ve âhiret gününe iman eden bir mümin, cennete girene kadar hayra vehizmete doymaz.Müslümanın en önde gelen sıfatı etrafına hizmet sunup rahmet olmaktır. Bu ümmet,erkeği ve kadını ile insanlara hayır ve hizmet taşımakla görevlidir. Bu da güce göre olur. Mümin asla cimri, bencil ve kalbi katı olamaz. Bu hastalıklara tutulan kimse imanın tadını alamaz. Her mümin, gözünün gördüğü muhtaçlara gücü kadar yardım etmekle görevlidir. Bu kimse akraba değil, bir komşu da olabilir. Aç, hasta ve hizmete muhtaç bir insanı görünce, "Bana ne?" diyemeyiz, elimizden ne geliyorsa onu yaparız. Bu kimsenin müslüman olması da şart değildir. Komşumuz veya iş arkadaşımız olan bir gayri müslim kimsenin hastalığı, açlığı ve güvenliği, komşu ve arkadaş olarak bizi ilgilendirir.Sorumluluğumuz altındaki hayvanların haklarını korumak da temel görevlerimiz arasındadır. Bu hizmetler nafile sadaka cinsinden olup duruma göre vacip olur.

















